Sağlık Bilgi Arşiviniz
Sağlık Bigi Deposu
04 September, 2010
Kozmetik Stilleri Hakkında

Kozmetikler hakındaki tarihsel kaynaklar İ.Ö 10.000 yılına kadar uzanır. İ.Ö 3000 yıllarında ise Mezopotamya ve Mısır metinleri bu konuda bize geniş bilgi verir.Bu eski insanların hem erkek hem kadın olmak üzere, saçları uzun veya kısamıydı, mücevher takıyorlar mıydı, ciltlerine makyaj yaparlar mıydı, kullandıkları boyalar ne tür renklerdeydi. Erkekler etek giyerken problem yaşıyorlar mıydı, ve stillerinde yine de cinsiyet ve statü farklarına nasıl vurgu yapmaktaydılar.

Bu dönem kültürlerinde Vücut, serbestçe kullanıldı, ve sexuality, çoğunlukla tanrılardan bir hediye olarak algılandı..Ancak yine de çıplaklığın bir soru olduğu zamanlar da vardı. Özellikle, yüksek tabakadaki bir kadının vücudunu açığa çıkarma biçimi ve düzeyi alt tabakadaki bir kadınınkiyle aynı olamazdı. Kokular, boyalar, ve merhemler cildi temizlemek ve vücut kokusunu maskelemek için kullanılırdı. Boyalar ve doğal boyama teknikleri, çoğunlukla tören için ve dinsel nedenlere dayanırdı.

İranlılar dahil olmak üzere o çağların zengin insanları yüzlerine minarel maskları ve banyolarına temel bitki esansları kullanırdı. Ancak Aromaterapi en geniş kapsamda Çin uygarlığında kullanılmıştır. İ.Ö 2.700′in dolaylarında eski Çin tıbbına ait bir kitap üç yüz farklı kokulu otun üzerinde koku karışımlarının formüllerini içeriyordu. Hindistan da ise ilaç ve tedavi, Ayurveda olarak bilinen ve Aromaterapiyi de kullanan bir yöntemi kapsamaktaydı. İlkel anlamda güzel kokular büyük olasılıkla, tütsü yakmak amacıyla reçinenin yakılmasıyla başladı. Sonunda şatafatlı bitki kokularıyla, hayvan ve sebze yağları karıştırılarak yeni elde edilen karşımlar vücut üstünde denenmeye başlandı. İ.Ö 7000-4000 yılları arasında, cilalı taş devrine ait zamanlarda, zeytinyağı ve susam yağının güzel kokulu bitkilerle karıştırılarak özel merhemler yapıldı. İ.Ö 2700′ de güzel kokulu otlar, boyalar parfümler, tütsülerin kullanılmaktaydı. Mısır papiruslarında ise merhemleri güzel kokulu reçineden yapıldığı ve tedavi amaçlı kullanıldığı anlatılır.

Sümerlerin Gılgamış destanında ise tütsülerin olarak sedir ve sakızdan yapıldığını bahsedilir. Yine Mezapotamya’da buluna bir tablet, sakız, servi ve sedir ithal etmek için için ithal prosedürlerini yazar. Başka bir tablete de koku merhemleri için tariflere yer verir.

Eski Mısırda ise kokular, aynı zamanda mumyalamada kullanılmaktaydı. Kral Tutankhameni’nin mumyası ilk defa açıldığında bile içinden zayıf bir koku hissedilebilmekteydi. Mısır duvar resimlerinde, Mısırların merhem kullandıklarına ilişkin figürler var. Tapınak ve saraylarda dansçıların saç ve vücutlarında; müzisyenlerin ise başlarında, dudaklarında ve mahrem yerlerinde kullandıkları görülmekte. Kınayı tırnaklarda, sürmeyle de kaşlarını gözlerini çizmekteydiler. Oksitlenmiş bakır, aşıboyası, kül, malakit, gibi malzemeler yine Mısırlılar tarafından kullanılmaktaydı. Siyah ve yeşil farlar Mısırlıların en çok tercih ettiği renklerdi.

Mücevherlerde ise olukça estetik olarak tasarlandı. Afrika’nın hakim insanı, çölün sıcak ve tozuna karşı cilt koruyucusu olarak, bitkilerden elde ettikleri güzel kokulu yağlar kullanmaktaydılar. Atletlerin yarışmadan önce ve sonra güzel kokulu yağları vücutlarına sürdükleri Akdeniz’de ise, lavanta, zambak, sakız, kekik, mercanköşk, papatya, nane, biberiye, sedir, gül, sarısabır, ve de parfümlerin temel bazyağı olarak kullanılan zeytinyağı, susam yağı, badem yağı kullanılmaktaydı. Fakat Akdeniz’de kullanılan tüm karşım yağlarının hemen hepsinde kullanılan ortak yağ zeytinyağıydı. Zeytin Akdeniz havzası ülkeleri başta olmak üzere, İran ve Suriye’de yetişen bir bitkiydi. O bilinen en yaşlı ağaçlardan biridir. Zeytin yağıyla ilgili pek kaynak roma ev eski yunan tarihlerinde geçer.

Kına ise bitkilerden yapılırdı ve diğer renkleri olsun diye siyah ineklerin kanı kullanılmaktaydı. Kına saçı boyamak için kullanılırdı. Kalın saç ideal olandı ve çoğu defa da daha gör görünmesi için peruk kullanılırdı.
Yüzle ilgili maskları oldukça ilginçtir. Mask olarak cilt için hazırlanmış boyaya öğütülmüş karınca yumurtalarını katmak popülerdi.. Yine Mısırlılar da çamur banyoları için, timsah dışkısı, arpayla karıştırıla oje, tereyağı ve koyun yağı kullanılırdı, Bu karışım sivilceleri gidermek içinde tercih edilirdi.Mısırlıların kullandığı bütün bu materyaller dışarıya satılarak Akdeniz havsazında yaygın bir hale gelmişti. Bu güzel kokulu malların ticareti İ.Ö.1700 yıllarından öncesine kadar dayanıyordu. Elbetteki Mısır ile Akedin arasında bu ticaret yoları tek değildi, Hindistan da Avrupa’ya kadar uzanan ipek yolu ticaret yolu, güzel kokulu maddelerin ticaretine de hizmet etmekteydi Uzakdoğu ile Avrupa arasında bu ticaret ilk maddesi zencefildi. Bu yolun tüccarları zamanla zencefile ek olarak, biber, tarçın, sandal ağacı, ve benzeri güzel kokulu baharatlar taşımaktaydılar. Ancak zamanla talepler artığından taşınan malların çeşitliliği iyice artmış, nergis, safran,mastika, meşe yosunu, kakule, küçükhindistan cevizi, vb. Zenginlerin iyi kumaşa ve mücevhere olan merakı bu ticaret yolunda pahalı kumaş ve mücevher ticaretinin yapılmasına neden olmaktaydı. O tarihlerin kral ve kraliçeleri kendilerini tanrı ve tanrıçalara özdeşleştirmeleri nedeniyle, giyim ve kuşamda en şatafatlı ve pahalı şeylere yönelmekteydiler. Muhteşem taç ve mücevher örnekleri günümüze kadar kalmıştır.

İranlılar ise bu sahneye biraz geç girdiler. İ.Ö. 500 yıllarından itibaren bu kültür alışverişinden etkilenen İranlılar, Asurlalar, Babililler ve Mısırlılardan etkilendiler. Ancak yine de İranlılardan kalan heykel ve diğer arkeolojik kalıntılar, ve özellikle Londra da bulunan Arkeoloji Müzesindeki Ouxus hazinesi, giyim, ve mücevherat stilleri üzerine önemli bir örnektir. O dönemde İranlılar popüler pek çok malı ithal ederken, yine kontrol edebildikleri ipek yolu ticaret yolu sayesinde, pek çok merhem ve kozmetik malzemesi de alarak kullanabiliyorlardı. Giysilerinde pamuk, yün ve ipek en çok tercih ettikleri arasındaydı. Günümüzle karşılaştırılırsa giysileri, dikişleri kabaydı ve terzilerin kaba dikiş teknikleri yüzünden istedikleri zerafeti gerçekleştiremedikleri giysiler hacimliydi. Giyimde, düğmeler ve toklar büyükçe kullanıldı. Ayak giyiminde ise erkek ve kadın arasında pek de stil ayrımının oldu söylenemez. Genellikle sandalet türü, ve derinin ayak bileğini sardığı şekliyle kullanılan sandaletler vardı. Açık havada giymek için de yumuşak deriden yapılmış terlikler kullanılırdı. Hayvansal kürk ve deri bolca kullanılırdı, İran’da kadınların ev hal diktiği ve dokuduğu giyim kuşamlar, daha sonra Yunalılar ile yaptıkların savaşlar sırasında bu fetihlerde gördükleri yunan giyim ve kuşamından da etkilendiler. Ama aynı zamanda etkilediler. Ve bu dönemde Avrupa kıtasının hemen her yerinde İran giyim stili damgasını vurmuştur. Her ne kadar o dönemin moda ve stillerinin merkezi roma ve özellikle Parthian kenti ise de, İran’ın bu alana etkisi Orta Asya kadar kadar yayılmıştı. Türkmenistan’da Aşkabad yakınlarında İran’a ait Mücevherler, altından yapılma, kıymetli taşlar kullanılmıştı. Sasani döneminde ise mücevherat sanatının daha da parladığı zamanlardı. (Washington DC’da New York’ta metropolit ve Arthur Sackler, iyi örneklerdir). Yine Avrupa’daki büyük müzelerde yüzlercesi, Rusya’da Petersburg daki müzede duran eşyalar, onların yeteneği ve yaratıcılığının bir ifadesidir. Üst sınıflar bu ihtişama uğruna harcadıkları paralarla inanılmaz bir zevk anlayışı getirdiler. Özelikle halılar ve kilimlerde, hayvanlar, ağaçlar ve bahçe dizaynında getirdikleri düzen anlayışı dikkate değerdi.

Elbetteki giyim kuşamlarında zerafet, saç ve sakal biçimlerine yansımaktaydı. Sakallar ve saç, erkek ve kadınlar için modaya uygun olması önemliydi. Uzun saç erkek ve kadınlar için normal olandı. Yine küçük bir bilgi olarak da Sasani kadınlarının kozmetikte neyi ve nerde kullanacaklarını iyi bildiklerini de biliyoruz. Burada ilginç olan Roma kaynaklarına baktığımızda, neredeyse roma kadınları ile Pers kadınlarının hemen aynı malzemeleri ve aynı biçimde kullandıklarını göstermektedir. Pudralar, tozlar, farlar kullanıldı, kaşlar koyulaştırıldı, veya uzunluğu bugünkü İran kadınının kine benzetildi. Göz kalemi için, isten yararlandılar. Yine safranı kozmetikte de kullandılar. Dudakları kırmızıya boyamak için aşıboyası kullanılırdı. Ve yanaklara pembemsi bir görüntü vermeye çalışırlardı. Yüz için hazırlanan besleyici karışımlar, söğüt ve undan yapılan, ancak gerekli görülmesi göre lanolin de kullanılarak cilde uygulanırdı. Pudralar ve kokular cömertçe kullanılırdı. Gülsuyu her kadının kullandığı vazgeçilmez bir kozmetik ürünüydü. Kozmetikte kullanılan teknikler binlerce yıl boyunca ortaçağa kadar hemen hemen aynı şekilde uygulandı. Ancak 9 yy da İranlı bilim adamı Razi tarafından alkolün keşfi, kozmetikte büyük değişimleri de beraberinde getirdi. Alkolün keşfinden hemen sonra ise İbn Sina damıtma tekniğini geliştirdi ve kozmetiği kimya bilimiyle tanıştıştırmış oldu. Bu ünlü bilim adamının getirdiği yenilikler, yüzyıllar boyunca üniversitelerde tıbbi metin olarak okutuldu. İbn Sina, koku için bitki yağlarını kullandı. O yüz tane kadar kitap yazdı ve bu kitaplardan bir tanesi yalnızca Güle ilişkindi.

Yakup al Kindi tarafından yazılan Parfüm Kimyası ve Damıtma (803-870) adlı kitapta ise, birçok bitki yağı tanımlanır ve Çin’den ithal edilen kafurla ilgili tarifler verilir.Yine Jabir ibn Hayyan ise damıtma ile ilgili bir kaynak yazdı. Bu kaynaklardan o dönem İranlıların aromaterapiyi yaygınca kullandıklarını, kokulu banyolarının ise meşhur olduğunu anlıyoruz. En çok kullandıkları bitkiler arasında mercanköşk, rezene, papatya, pelin, kekik, dereotu, sandaldı.

Ancak İranlıların İslam’la tanışmasıyla en genel anlamda kozmetiğin kullanımı bırakılmış, kozmetikten faydalananlar halifeye yakın saray kadınları olmuştur. Özellikle halifelerin cariyelerine yönelik ilgileri ve saray içinde cariyelerin güzelliği belirgin bir durumdu. Jaffar Barmakid adlı ünlü bir İranlı bakanın kızıyla Abbasi halifesinin evliliği, gelinin ihtişamını göstermesi açısından tipik bir örnektir. Ancak İslam’ın getirdiği kadın erkek ayrımındaki keskin çizgiye rağmen, bazı noktalarda bu ayrımın olmamsı şaşırtıcıydı. Bunu bazı giyim tarzlarında görmek mümkündü. Özellikle ipekten yapılmış ve hem erkeğin hem de kadının giydiği geniş entari şeklimdeki giysiler bu döneme ilişkin popüler bir giyim tarzıydı. Parfüm İslam’ın getirdiği yasaklamalara rağmen her zaman için popüler bir şeydi, ve gülden elde edilen kokular yaygınca kullanıldı. Ama en ilginç ve en pahalı parfümlerden bir tanesi de ceylanların kurutulan kanından elde edilen Moshk parfümüydü. İslam’ın İranlıların dini olmasında sonra çok evliliğin gelenek olarak yerleşmesi ve bir erkeğin hareminin oluşması sürecinde kadınlar arasında kendini erkeğe beğendirme biçimde bir rekabetin oluştuğunu bilmekteyiz.

Haremdeki kadınlar arasındaki rekabet, gizliden gizliye yeşeren bir güzellik ve anlayışın yayılmasına neden olmuştur.
16 yy dan kalma bir el yazmasında, erotik resimler görülmekte ve kadınlara nasıl kibarca davranılması gerektiği tavsiye dilmektedir. Kadınların aromaterapi, ve yı bolca kullanmalarını ek olarak vücuttaki kıllarını aldırmak için biraz acılı bir teknik olan ip kullandıklarını biliyoruz. Özellikle düğün öncesi, kadının güzel görünmesi damadında şık görünmesi son derece titizlikle uygulanan bir gelenekti. Düğünler kadınlığa geçişin bir resmen ifadesiydi aynı zamanda. Erkekler açısından ise süsleme giysinin kalitesinde ve kullandıkları kelepçeler ve küpeler zamanla modaya uygun hale geldi.

Eski İranlıların banyo kültürü oldukça gelişmiş bir durumdu. Özellikle varlıklı ailelerin kendi evlerinde hem sıcak hem de soğuk banyo etme olanağı vardı ve sıcak suyu sıcak yeraltı kaynak sularından getiriyorlardı.Mineral açısından zengin yeraltı sularının vücut faydasını bilen İranlılar, sık sık bu yeraltı sıcak kaynak sularında banyo yapmaktan kendilerini mahrum bırakmıyorlardı. Elbette banyolar İranlılar için bir keyifti aynı zamanda. Masaj, aromaterapi ve banyoya eşlik eden uygulamalardı. O yüzden banyolar bir hamam şeklini aldı. Ve zaman içinde İranlıların bu banyo keyfi, Roma başta olmak üzere Türkleri de etkileyerek dünyada popüler bir hale geldi. Bu günkü Türk hamamları da ilk olarak İranlıların Banyo biçimlerinden esinlenmiştir. Sabunun İran banyolarına girmesi ise oldukça geç tarihlere rastlar. Ve yapılan sabun larda hayvansal yağlardan yapılıyordu. Ancak sabun ların içine güzel kokulu bitki tozları da konulmuştur. Özellikle Nilüfer ağacının yaprakları saç yıkamada kullanılan sabun larda sıkça kullanılan bir şeydi.

Saç stilleri uzun ve örgülü olurdu genellikle. Kullanılan şapkalar ise her zaman ortaktı. Sarılar bu anlamda bir adetti. Ve her erkeğin kullandığı bir başlıktı. Klasik Pers edebiyatında o dönemin popüler görünüşü hakkında çok şey okuyabiliyoruz. Uzun siyah kıvırcık saçlar, badem gözler, yüzde kullanılan ben şeklinde dövmeler, belirgin kaşlar.

İran’da kullanılan malzemeler çoğunlukla Asya’dan ithal edilirdi. İran kadının peçeyle tanışmasından sonra, bu durum İran kadınında çift bir kültür bakışı yarattı. Özel alanlarda ve toplantılarda peçesiz davranabilen kadın, halka açık alanlarda peçeli olurdu. Arzulanan peçe rengi ise siyahtı ve kadına peçenin zorunlu kuşam olarak sunulduğu dönem ise Safavi dönemindedir. Bu dönemde alçakgönüllü ve faziletli kadınlar tamamen utangaç, sade ve renksiz bir giyim sergilediler. İran’da kökü eskilere dayanan güzellik formüllerinin dünyada bilinmesi ise ancak bu yüzyılın başına dayanır. Yüz maskları, ve dayanan özel boyama teknikleri, popüler olmuştur artık. Özellikle bir dönem Kuzey Amerika’ya öç eden İranlılar, beraberlerinde bu geleneksel formülleri de götürerek İran kozmetiğini Amerika kıtasını da taşımış oldular.

Beta Karoten (Provitamin A)

Sebze ve meyvelerden elde edilen beta karoten, vücutta A vitaminine dönüşür. Beta karoten A vitamini öncülüdür.

Süt, süt ürünleri ve yumurta zengin A vitamini kaynaklarıdır. Sağlıklı beslenenlerde A vitamini eksikliği beklenmez. Eksikliğinde gözde ve deride çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Katarakt bunlardan en bilinenidir.

Ancak A vitamininin eksikliği kadar fazlalığı da sorun yaratabilir. Bulantı, kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, görme bozukluğu ve eklem ağrıları…

A vitaminin öncülü olan beta karoten vücudumuzda ihtiyaç halinde A vitaminine dönüşür bu nedenle daha güvenli bir kaynak olarak kabul edilir.

Beta karoten;

Bir antioksidandır; serbest radikalleri etkisiz hale getirir. Yaşlanmayı geciktirir.

Cildi ultraviyoleye karşı korur. Sağlıklı bir şekilde daha kolay bronz renk alınmasını sağlar.

Cilt kanserinden korur.

Radyasyon tedavisinin yan etkisini azaltır.

Sigara dumanı ve hava kirliliğine karşı vücuda siper olur.

Hücre koruyucudur. Hücrelerdeki sağlıksız değişikliklerini önler.

Bağışıklık sistemine destek sağlar.

Beta karoten, havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, şeftali, balkabağı, lahana, bezelye, patateste başta olmak üzere tüm sarı, kırmızı ve yeşil renkli meyve ve sebzelerde bulunur.

Sigara içenler, hamileler, mide pankreas ve safra kesesi hastalığı olanlar doğal yoldan daha fazla beta karoten almalıdırlar. Uzun süre güneşte kalanların ve radyasyon tedavisi alanların bol beta karotenli beslenme alışkanlığı edinmeleri gerekir.

Kanser Hakkında

Bu gün her zaman gündemde olan bir hastalık olan KANSER den bahsetmek istiyorum. Tıptaki ilerlemelere rağmen kanser hastalığında azalma değil artış görülmektedir. Bütün teknolojik ilerlemelere gelişmelere karşın hala kanser hastalığı birçok kişinin canını yakmaktadır. Birçok kanser türünde çok uzun ve sağlıklı yaşam mümkün değildir. Bunları düşünürsek kanser olmayı beklemek yerine doğal yöntemlerle ve koruyucu önlemlerle risk i en aza indirmek en iyisi sanırım. Ne yazık birçoğumuz zamanında kendimize bakmayıp hastalandıktan sonra kendimize bakmaya başlarız ama geç kalmış oluruz. Ve hastalığa yakalandıktan sonra çok daha fazla masraf, üzücü ve yorucu yöntemlerle kısıtlı sonuçlar alabiliriz.
Bu hastalık bedenin bir bütün olarak tedavi edilmesini tüm hastalıklardan daha fazla gerektirir. Kanserin bedensel, ruhsal, fizyolojik, çevresel kaynaklı ve çok yönlü etkilerin bir sonucu olduğu zaman geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Hastalığın nedenleri hakkında teoriler, çevresel kaynaklı kanserojen maddelerden virüslere, psikolojik stresten ruhsal dengesizliklere kadar uzanmaktadır. Bu nedenlerin çoğu, beklide hepsi kanser türü bir hastalığın oluşmasına neden olabilir.
Şimdi size Tıbbi tedaviyi destekleyecek bazı ek önlemlere değinmek istiyorum. Tıbbi tedavinin şifalı bitkilerle ve bitkisel preparatlarla desteklenmesi çok olumlu sonuçlar vermektedir. Ama ne yazık ki bizim hastalığın son aşamasında doğal ilaçları hatırladığımızda gecikmiş olabiliriz. Tabi bu konuda gecikme şansımız olmadığını unutmamalıyız. Şimdi size kanser hastalığında kullanabileceğiniz şifalı bitkilerden ve preparatlardan bahsetmek istiyorum.
Bitkisel takviyeler:
Coenzyme Q-10, chlorella, spurilina, aloe vera, grepe seed extract, selenyum, cat’s claw, beta karoten, ester-C vitamini, colaostrum, DMG, yabani sarımsak(garlıc parsley) , köpek balılığı kıkırdağı, flaxseed oil, echinaceae koruma amaçlı kullanılabilir.
Bitki çayları:
Yeşil çay, biberiye çayı, zeytin yaprağı, ısırgan, meyan kökü, rezene, yaban mersini, devedikeni, tane kırmızı karanfil, sığırkuyruğu vs
Baharatlar:
Kakule, zencefil, biberiye, adaçayı, kekik, zerdeçal, dereotu, mercan köşk, rezene, ketentohumu, ısırgan tohumu bu konuda faydalıdır

En Popüler Bitkisel İlaçlar

Sarımsak: Geleneksel olarak Uzak Doğuda antiseptik olarak kullanılmış. Bugünse yüksek kolesterolü ve yüksek kan basıncını tedavi ettiği düşünülerek kullanılıyor. Etkin maddesi bilinmiyor. Etkisi konusundaki bilimsel bulgular net değil. İlaçlarla zararlı etkileşimi çok ender görülüyor; ancak, “warfarin”le birlikte alındığında kanın yoğunluğunun aşırı azalmasına neden olabiliyor. Sarmısağın etkisiyle ilgili 13 farklı klinik deney, kolesterol, düşürmede placebo’dan (yalancı ilaç) daha etkili olduğu, ancak bu etkinin de orta düzeyde olduğu görülmüş. Sekiz klinik deneyin incelendiği bir çalışma da, hafif düzeyde yüksek kan basıncına karşı kullanılabileceğini gösteriyor.

Ginseng: Birkaç farklı ginseng bitkisinden herhangi birinin kökünden elde edilen bir ürün olarak tüketiliyor. (Genellikle Kore ginsengi, Panax ginseng ya da Amerikan ginsengi, Panax quinquefolius). Genel amaçlı bir tonik olarak kullanılıyor. Strese karşı dayanıklılığı arttırmaya, yaşlılıkla savaşıma, bağışıklık fonksiyonlarını iyileştirmeye ve fiziksel cinsel gücü arttırmaya yönelik kullanılıyor. Ginseng hakkındaki bilimsel bulgular henüz tamamlanmamış.

Kava kava: Güney Pasifik’te yetişen Piper methysticum bitkisinin kökünden elde ediliyor. Geçmişte narkotit bir içecek yapımındakullanılıyordu; bugünse uyuşturucu etkisi için kullanılıyor.

Ruh durumu değişikliklerine, görüşün bulanıklaşmasına, kaslarda koordinasyon kaybına; yüksek dozlarda alındığındaysa sarılık hastalığına neden oluyor. Bazı ilaçlarla zararlı etkileşimleri olduğu belirlenmiş. Yakın zamanda, yadi klinik araştırmanın incelemesi sonucu, kaygı bozukluğu için bir tedavi seçeneği olabileceğine karar verilmiş.

Echinacea: Kuzey Amerika’da yetişen Echinacea purpurea ve Echinacea augustifoliaekinezya.jpg” width=150 align=right border=0> bitkilerinin yapraklarıyla köklerinden elde ediliyor. Kuzey Amerika’nın yerlilerince, yaraların, yanıkların, yılan ısırıklarının ve solunum yolları enfeksiyonlarının iyileştirilmesinde kullanılıyordu.

Ginko: Ginko ağacının (Ginko biloba) yapraklarından elde ediliyor. Ayurveda doktorlarınca yaşamı uzattığı düşünülen bir iksirin yapımında kullanılıyor. Günümüzde, bellek yitimi, konsantarsyon bozukluğu, hafif bunama, baş dönmesi ve damar hastalıklarını iyileştirmede kullanılıyor. Etkin maddeleri, farklı etkilere sahip iki kimyasal madde grubundan oluşuyor: bunlardan biri antioksidan etkiye sahip, ötekiyse kanın pıhtılaşmasını önlüyor. Yakı zamanda yapılan bir çalışmada, belleği güçlendirdiği, konsantrasyonu ve dikkati artırdığı, tinnitusu azalttığı sonucuna varıldı.

Sarı Kantaron: Hypericum performatum bitkisinden elde ediliyor. Araştırmalar, sarı kantaronun ağır depresyona karşı etkili olmadığını gösteriyor. Hafif ve orta şiddette depresyonun iyileştirilmesinde kullanılıyor. 20 adetten fazla etkin madde içeriyor. Ancak bilimsel olarak henüz incelenmemiş.

Sabal: Kuzey Amerika’da yetişen Serenoa repens adlı palmiye türünün meyvelerinden elde ediliyor. Prostat bezinin iyi huylu büyümesini iyileştirmek için kullanılıyor. Araştırmalar, sabalın, testosteron hormonunun prostat büyümesine yol açan hormona dönüşmesini engellediğini gösteriyor. Yan etkisi ya da başka ilaçlarla ciddi bir etkileşimi bulunmuyor.

Uzun süreli etkisi ve güvenirliliği hakkında bilimsel olarak henüz netlik yok.

Anahtar Kelimeler: POPÜLER BİTKİSEL İLAÇLAR; ALTERNATİF TIP; BİTKİSEL İLAÇLAR; BİTKİSEL TEDAVİLER; GELENEKSEL TIP; GELENEKSEL TEDAVİLER; SARIMSAĞIN FAYDALARI; GINSENG; GİNSENG; KAVA KAVA; PIPER METHYSTICUM; ECHINACEA; EKİNEZYA; ECHINACEA PURPUREA; ECHINACEA AUGUSTIFOLIA; GİNKO BİLOBA; EKİNEZYA; SARI KANTARON; HYPERICUM PERFORMATUM; SABAL BİTKİSİ; SERENOA REPENS

Oruç yalnızlık duygusundan kurtarır

Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, oruç tutan kişilerin “yalnızlık psikolojisi”nden kurtulabileceğini belirtti. Altıntaş, orucun bireye ve topluma ana faydalarını şöyle özetledi.

Ramazan Altıntaş “Diyanet” dergisinde yayınlanan makalesinde, insanların oruç tutarak kötülüklere zemin hazırlayacak isteklerine sınır getirebileceğini belirtti. “Biz oruç ibadetini oruç bizi tutsun diye yerine getiririz” diyen Altıntaş, bir ay boyunca oruç tutan bir Müslümanın irade eğitiminden geçtiğini ve kendisini olaylar karşısında bırakmaması gerektiğini öğrendiğini kaydetti.

Altıntaş, orucun yeme-içme, öfke ve şehvet güdümlerini denetim altına aldığını belirtirken, “Eğer insanın aklı, öfke ve şehvet güdümlerine egemen olursa, o kimseden erdemli davranışlar, eğer öfke ve şehvet güdüleri akla hakim olursa o kimseden sevimsiz davranışlar meydana gelir” dedi.

“SUÇ UNSURU RAMAZAN’DA EN AZA İNİYOR”

Ramazan ayında asayişi bozan, yüz kızartan suçların yok denecek düzeyde azaldığına işaret eden Altıntaş, orucun da namaz gibi bedensel bir ibadet olduğuna işaret etti.

Altıntaş, bütün Müslümanların aynı yekilde belirlenmiş zaman diliminde oruçlarını tuttuklarını ve camiye gittiklerini dile getirirken, böylece insanların oruç tutma çoşkusunu birlikte yaşayabildiklerini, birbirleriyle görüşme olanağı bulabildiklerini belirtti. Altıntaş, çağın modern hastalığı olan “yalnızlık psikolojisi”ne oruç ile son verilebileceğini bildirdi.
Oruç tutmakla açlık ve susuzluğun ne anlam geldiğinin yaşayarak öğrenildiğini ifade eden Altıntaş, “Başımıza gelebilecek savaş hali, yoksulluk, deprem gibi nice mahrumiyetler karşısında nasıl sabır gösterilerek direnilebileceğini öğretir” dedi.