Sağlık Bilgi Arşiviniz
Sağlık Bigi Deposu
04 September, 2010
Doğum kontrol hapıları hakkında

Doğum kontrol hapıları hakkında
Dünya nüfusunun hızla artışı göz önüne alındığında, etkili doğum kontrol ilaçlarının kullanımı tartışılamaz, ama hormon bazında etkileyen ilaçların kullanımı da problemlere yol açabiliyor. Fiziksel açıdan bakıldığında, doğum kontrol ilaçlarının uzun süreli kullanımlarının beden sistemleri üzerindeki etkileri çok düşündürücüdür.

Doğum kontrol hapı, bir problemi çözerken en azından yeni bir problem oluşturan çağdaş teknolojinin nasıl bir iki ağızlı bıçak olduğunun çok iyi örneklerinden sayılabilir.

Doğum kontrol hapının kullanımına son verildiğinde, bedenin (özellikle hormon dengesi) doğal işlevini yeniden düzenleyebilmek için zamana ihtiyacı vardır. İç salgı sistemini ve dölyatağını dengeleyici etki içeren bitkiler, doğal dengenin sağlıklı biçimde ve daha kısa bir sürede kurulabilmesine yardımcı olabilirler.

Arslankuyruğu 1 ölçek, hayıt meyvesi(tohumu 1 ölçek, arslanpençesi 1 ölçek, meyan kökü 1 ölçek. Bitkiler çok ince kıyılır, ölçülür ve iyice karıştırılır (hayıt tohumu havanda hafifçe ezilir). Bir tatlı kaşığı dolusu bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür.

İki hafta boyunca günde 3 bardak, üçüncü hafta boyunca günde 2 bardak, dördüncü hafta boyunca günde 1 bardak taze demlenmiş çay, soğutulmadan, aç karnına veya öğün aralarında içilir.

Bu karışımda meyan kökü böbreküstü bezlerini destekler, hayıt tohumu ve arslanpençesi dölyatağını ve ilgili salgı bezlerini güçlendirerek hormon yapımını düzene sokar, arslankuyruğu bu iyileşme sürecini destekler ve aynı zamanda da sinir sistemini güçlendirerek, doğal dengenin tam olarak kurulabilmesinin yolunu açar.

Gebelik ve doğum

Gebelik, anne adayı, baba adayı ve beklenen bebek için çok değerli bir süreçtir; büyük dikkat ve saygı gerektirir. Bebek için, annenin yaşam biçiminden ve çevresinden bağımsız olarak, beraberlik ve dinginlik, güvenlik ve bütünlük demektir. Anne adayının bu süreçte aldığı besinler, bebeğin bedeninin gelişimini destekler. Düşünceleri ve duygu dünyası (yakın çevresindeki kişilerinki de dahil olmak üzere) bebeği biçimlendirir ve etkiler. Bu bağlantıların bilincine varmak, göz önünde bulundurmak ve onlara özen göstermek zorundayız.

Gebelik mucizesini ilk öğrenen ve bebeği karnında taşıyan annedir, ama hepimiz annemizin karnında yaşamaya başladık. Durumla ilişkisi olan herkes, anlayış ve sevgiyle bu sürece katılmalıdır, çünkü bu davranış biçimi bebeğin sağlıklılığı bakımından çok önemlidir. Sevgi, bilinç ve gerekenlerin yapılması için her an hazır olmak, tüm bunların anahtarıdır. Bu davranış biçimi, her bakımdan bütünselleşmenin de başlıca temelidir. Şifalı bitkiler kullanımı ve özenle beslenmek ise yalnızca sürecin parçalarıdır; doğal bir doğum ve sağlıklı bir bebek sahibi olmak için yeterli değildir.

Doğanın, anne ve bebek için her bakımdan gerekli önlemleri almış olmasına karşın, bu süreç yine de bazı önlemler ve şifalı bitkilerle desteklenebilir. Doğal bir doğum için gereken tüm ayrıntıları içeren çok yararlı kitaplardan pek çok önemli konu öğrenilebilir. Benim dile getireceklerim de umarım bu önemli bilgilere bazı katkılar sağlayabilir.

Gebeliğin her aşamasında kullanılabilecek zengin bir bitki çeşitliliğini doğa bize sunuyor. Bazıları gebeliğin belirli süreçlerinde kullanılırken, dokuları yatıştıran, güçlendiren ve doğumu kolaylaştıran bazıları da tüm gebelik süreci boyunca kullanılabiliyor. En önde gelen bitkiler, ahududu yaprağı ve böğürtlen yaprağı, yalnız başlarına veya eşit oranda karıştırılarak kullanılabilir. Son 3 ay boyunca(daha da iyisi tüm gebelik süresince) günde en az 1 bardak bitki çayı içilmelidir. Ayrıca genel sağlık durumunun iyileştirilmesi, beslenmenin ve bedensel işlevlerin aksamaması için başka bitkiler de kullanılabilir. Örneğin, doğal demir kaynağı olarak ısırganotundan bolca yararlanılabilir.

Gebelik sürecinde kullanılmaması gereken bitkiler!

Bazı bitkiler dölyatağını önemli ölçüde uyarırlar; kanamayı arttırıcı bitkilerin etkinlik biçimleri böyledir. Bu etkinlik biçimi genelde bir sorun yaratmaz, ama gebelik sürecinde düşüklere neden olabilecek kramplara yol açılabilir düşüncesiyle, dölyatağının dışardan uyarılmaması gerekir. Bu tür bitkilerin önde gelenleri: Amberparis kökü, sedefotu, acıçiğdem tohumu, şekerciboyası kökü, solucanotu, adaçayı, ardıç kozalağı, pelinotu, eğreltiotu kökü, kurtpençesi, banotu, istanbul kekiği(Origanum vulgare), melekotu kökü, centiyane, barut ağacı kabuğu, eğir kökü, biberiye, kereviz çayı, güzelavratotu, sarısabır, sinameki.

Aile Planlaması

Aile planlaması, ailelerin istedikleri sayıda, istedikleri zamanda ve sağlıklı aralıklarla, bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmaları demektir. Aile planlaması çocuk sayısını kısıtlamak demek değildir. Aile planlaması çalışmaların temel amacı ailenin sağlığını korumak ve onların mutlu yaşamalarını sağlamaktır. Aile planlaması çalışmaları ile,çiftlere gebe kalmak ve doğum yapmak için en uygun koşulların neler olduğu öğretilir. Gebelikler arasında belli bir süre bırakılarak anne ve çocuk sağlığının korumaktır. Bu hizmet, ailedeki kişi sayısını sınırlandırma anlamı taşımaz!

Çocuk yapmada aileler, tamamen serbest olup, kendi iradeleri ile istedikleri, bakabilecekleri, yetiştirebilecekleri sayıda çocuk sahibi olabilirler. Önemli olan ailelerin bilinçli olarak, sorumluluk taşıyarak karar vermeleridir. İstediği halde çocuk sahibi olamayan kısır çiftlere yardım edilir,yol gösterilir. Aile Planlaması, eşlere çocuk yapmak istedikleri veya istemediklerinde yol gösterir. Onlara çocuk sayısı ve doğumlar arasındaki süreyi belirlemelerinde yardımcı olur.

Başka bir deyişle Aile Planlaması evli çiftlerin ekonomik olanaklarına ve kişisel isteklerine göre çocuk sayısını tayin etmelerini ve doğumların ana-çocuk sağlığına uygun aralıklarla olmasını sağlayan koruyucu bir hizmettir.

Aile Planlaması, eşlere çocuk yapmak istedikleri veya istemediklerinde yol gösterir. Onlara çocuk sayısı ve doğumlar arasındaki süreyi belirlemelerinde yardımcı olur.

Bununla birlikte iki yıldan sık aralıklarla yapılan doğumlar ile annenin çok genç ya da yaşlı olması anne ve çocuk sağlığını olumsuz etkilemektedir. Her yıl dünyada yarım milyondan fazla kadın gebelik ve doğumla ilgili sorunlar yüzünden ölmekle geride bir milyondan fazla anasız çocuk bırakmaktadır. Aile Planlaması ile bu ölümlerin çoğu önlenebilirdi. Yine istenmeyen gebelikler de ana ölümüne neden olmaktadır.

Yine bu nedenle her yıl ülkemizde 500 binden fazla kadın kürtaj olmakta, daha da tehlikelisi kürtajla ilgili 50 binden fazla kadın yaşamını yitirmektedir. Etkin Aile Planlaması yöntemlerinin kullanılması ile ülkemizde yılda l500 annenin ve 60 bin bebeğin ölümü engellenebilir. Yine çok ve sık doğuma bağlı kadın hastalıkları, kansızlık; zor doğum ve bunlara bağlı olarak ana ölümleri artmaktadır.

Çocuk sağlığı da çok ve sık doğumdan etkilenmektedir. Şöyleki; Doğumlar arasında geçen süre 2 yıldan azsa, bir önceki çocuğun ölüm tehlikesi yaklaşık %50 oranında artmaktadır.

En az iki yıl ara ile doğan çocuklar daha sık aralıklarla doğan çocuklara göre fiziksel ve zihinsel açıdan daha iyi gelişmektedirler.

iki yaşın altındaki bir çocuğun sağlığını ve gelişimini tehdit eden en büyük tehlike, ailede yeni bir bebeğin dünyaya gelmesidir.

Bir anne bedeninin gebelik ve doğum etkilerinden tam olarak kurtulabilmesi için iki yıllık bir sürenin geçmesi gerekir.

Eğer bir anne doğumdan sonra iki yıl geçmeden tekrar gebe kalırsa, yeni bebeğin zamanından önce doğması ve anne karnında iyi beslenemediği için düşük kilolu doğma ihtimali artar. Çok ve sık doğum sonucu çocuklar sık hastalanmakta, kansızlık artmakta, sonuçta fiziksel ve zihinsel açıdan iyi gelişememektedirler.

Anne ise çok ve sık doğum sonucu yıpranmakta ve çocuklarına karşı ilgisi azalmakta, bunlara ek olarak ekonomik zorluklar da eklenince çocuğun yaşamına verilen değer azalmaktadır.

AİLE PLANLAMASININ AMACI

Çok ve sık gebelikleri önlemek,
Çok ve sık doğumların anne ve çocuk sağlığına olan olumsuz etkilerini gidermek,
İstenmeyen gebeliklerde tehlikeli yollarla yapılan düşükleri önlemek,
Çocuğu olmayan ailelerin çocuk sahibi olmaları için yol göstermek,
Ailelere gebelikten korunmanın modern ve tibbi yollarını öğreterek ana sağlığı ve çocuk sağlığı düzeyini yükseltmek -

ANNE SAĞLIĞINA FAYDALARI

Çok ve sık doğuma bağlı gebelikleri önler,
Çok ve sık doğuma bağlı kadın hastalıklarını önler,
Kansızlık ve kansızlığın neden olduğu hastalıkları önler,
Zor doğuma bağlı tehlikeleri önler,
Erken ve geç yaşta olan doğumları önler,
İstenmeyen gebelik ve düşükleri önler,
Anne sağlığı için zararlı, iki yıldan kısa aralıklarla olan doğumları önler,
Annenin ruh sağlığını korur,
Sonuçta; ANNE ÖLÜMLERİNİ AZALTIR, TOPLUMDA SAĞLIKLI VE MUTLU ANNE SAYISI ARTAR

Bebek Cinsiyet Tayini

Antik Çin, Mısır ve Yunan uygarlıklarından beri insanoğlu doğacak bebeğinin cinsiyetini doğmadan önce saptayacak ve istediği cinsiyette sahibi olmasını sağlayacak fomüllerin peşinde koşmuştur. Bu konuda sayısız hurafe, halk öyküsü ve sihirli öneriler ortaya atılmıştır. Günümüzde bile bazı “otoriteler!” ve “konunun uzmanları!” çiftlere istedikleri cinsiyette çocuk sahibi olabilmeleri için yüzdeyüz garantili! öğütler vermeye devam etmektedirler. Maalesef sadece bizim toplumumuzda değil en gelişmiş toplumlarda bile bu tür hokkabazlar rağbet görmektedir. Erkek için Y kromozomu taşıyan, kız için ise X kromozomuna sahip spermin yumurtayı döllemesinin gerektiği bir asırdan beri bilinmesine rağmen1970′lerde Y kromozomu taşıyan spermlerin X’lerden ayrılabileceğinin keşfi ile isteyene istediği çocuğu vermenin bilimsel ve gerçekçi yolu açılmıştır.

Zaman içerisinde yüksek teknolojiler geliştikçe X ve Y spermlerinin özellikleri daha iyi anlaşılmış ve bunları ayırmak için değişik teknikler gelişmiştir. 1998 yılında Virginia’a da yapılan bir çalışmanın sonuçları spermlerin ayrılmasında yeni bir tekniği dünyaya duyurmuştur. Bu teknik X ve Y spermlerin içerdikleri DNA oranlarına göre Y spermlerinin daha küçük ve hafif olmasına ve hareket hızlarına dayanmaktadır. Erkeğin ejekulatı (menisi) filtre edilmekte ve daha sonra basınç altında çok ince ve çokuzun bir tüpe verilmektedir.Bu spermlerin neredeyse tek tek boruda ilerlemelerini sağlamaktadır. Tüpün diğer ucu ikiye ayrılmakta ve birtkım teknikler ile X ve Y içeren spermler ayrılmaktadır. Bu sistemin başarı oranı X yani kız için %85 iken erkek yani Y içinse %65 olarak bulunmuştur.

Teknoloji gerektirmeyen ve kişilerin kendilerinin uygulayabileceği bir yöntem de 1989 yılında tanımlanmıştır. Bu sistemde de Y spermlerinin daha küçük ve hızlı olduğu varsayımından yola çıkılmakta ve ilişki zamanlaması ile istenilen cinsiyette sahibi olmak için öneriler verilmektedir. Buna göre erkek isteyen çiftler öncelikle yumurtlama anını saptamak için piyasada satılan kitleri günde 2 defa kullanmalı, testteki renk değişimine göre ovülasyonun 24 saat içinde olacağı saptandıktan sonra tek bir sefer ilişkde bulunmalı, bu ilişki renk değişiminden sonraki 24 saat içinde olmalı, ve derin penetrasyonu sağlayacak pozisyonlar tercih edilmelidir. Bu sayede hızlı yüzen Y spermleri daha çabuk tüplere varabilecektir. Kadının erkeğin boşalmasından önce olması da şansı arttıracaktır.Kadının ı vajendeki pH dengesini alkali yönde değiştirerek ile serviks salgılarının temasını güçlendirecektir. Ek olarak ilişkiden 1 saat önce içeren içeceklerin alınması spermlerin hızını arttıracaktır. İlişkiden önce 3-4 gün süre ile erkeğin boşalmaması şarttır. Bu sayede erkeğin sayısı yükselecektir. Kız isteyenler için de bunun tam tersini yapmak gerekmektedir. Ovülasyonkitine gerek yoktur ve adet kanaması sona erdikten sonra sık ilişkide bulunmak yeterlidir.

Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar bu yöntemin Tabiat Ana’nın verdiği olaslıklardan daha yüksek başarılar vermediğini ortaya koymuştur.

İstenilen cinste sahibi olmanın en garantili yolu embryo seçimidir. Tüp uygulamalarında embryo birkaç hücreli hale geldiğinde hücrelerden biri alınarak Y kormozomu baklır ve eğer istenilen cinsiyette ise rahimne yerleştirilir. Bu yöntemin başarı şansı %100 dür.

Etik Yönü
tayininin en önemli engelleyicisi işin etik yönüdür. Herhangi bir sebep olmadan çiftlere istedikleri cinsiyette sahbi olmaları konusunda yardımcı olmak doğanın dengelerini bozacaktır.Değişik toplumlarda farklı istekler olmasına rağmen özellikle ülkemizde erkek çocuğa olan merak geri dönüşü mümkün olmayan zararlar doğurabilir. Bu yöntemler sadece belirli hastalıkların varlığında kullanılmalıdır. Örneğin X-e bağlı geçiş gösteren kromozom bozukluğu olan çiftlerden doğacak kız %100 hasta olacağından bu tür çiftlerde yoğun çocuk isteği var ise değişik yöntemler ile kız sahibi olmaları engellenebilir.