Sağlık Bilgi Arşiviniz
Sağlık Bigi Deposu
04 September, 2010
Beyaz Lahana kürü

Lahana brokoliden sonra üzerinde en çok araştırma ve çalışma yaptığım sebzeler arasındadır. İnsan vücudunun değişik organlarında ve yağ dokusunda ve de hücre zarında (membran) biriken toksinleri (zehirli kimyasallar) en iyi atan beyaz lahana kürüdür. Toksinleri yani zehirli maddeleri en çok depolama kapasitesine sahip üç organımız sırasıyla karaciğer böbrek ve akciğerlerdir. Genel olarak toksinler yağda çözünen ve suda çözünmeyen zehirli ve protein yapılı maddelerdir. Toksinler yağda çözünme özelliği gösterdiklerinden vücudumuzun yağ dokusunda depolanırlar. Eğer suda çözünme özellikleri olsa idi böbrek üzerinden idrar yoluyla veya terleme yoluyla vücudumuzda depolanmadan atılmaları çok kolay olabilecekti. İşte beyaz lahanadaki bazı etkin maddeler vücudumuzdaki biyotransformasyon mekanizma- sını aktive ederek (uyararak) toksinlere (zehirli maddelere) suda çözünme özelliğini kazandırmaktadırlar. Suda çözünme özelliği kazanan toksinler terleme yoluyla veya böbreklerimiz üzerinden idrar yoluyla veya safra kesesi yoluyla da bağırsak sistemi- miz üzerinden dışkıyla dışarı atılırlar. Biyotransformasyon ne demektir? Biyotransfor masyon yağda çözünen yabancı maddelere suda çözünme özelliğini kazandırmak demektir.

Beyaz lahana en iyi toksin atıcıdır (detoxification = detoksifikasyon). Toksin atıcı olması bir başka ifade tarzıyla vücudu arındırmak anlamına gelir. Yeri gelmişken hemen belirtmekte fayda görüyorum toksin atmak ile antioksidan özellikler birbirlerinden tamamen farklı şeylerdir. Vücuda alınan zehirli kimyasalların (toksin) veya birikmiş zehirli kimyasalların uzaklaştırılmasında beyaz lahana kürü ideal bir toksin atıcıdır. Bu toksinlerin kaynağı nedir şeklinde bir soru sorulduğu zaman cevabı oldukça basittir. Tükettiğimiz sebze ve meyveler zirai ilaç içermektedir. Tükettiğimiz et veya süt gibi maddeler ağır :-) :-):-):-)ller içermektedir. Soluduğumuz hava araçların egsoz gazlarında bulunan zehirli gazları içermektedir. Yaşadığımız çevrede bulunan fabrika bacalarından solunum yoluyla aldığımız toksinlerdir. Tüm bu zehirli maddeler zamanla vücudumuzda birikmekte ve organlarımıza zarar verebilmektedir. İşte beyaz lahana kürü bu zehirli maddelerin vücudumuzdan atılmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle beyaz lahana toksin atıcıdır veya arındırıcıdır diyoruz. Vücudumuzda oluşan biyokimyasal reaksiyonlar esnasında serbest radikal adı verilen çok hızlı reaksiyona girerek özellikle hücre zarına veya hücre içindeki DNA ya zarar veren (mutasyon) maddeler oluşmaktadır. İşte hücreye zarar verebilen bu serbest radikallerin zararsız hale getirilmesinde etkin rol oynayan maddelere antioksidan madde veya kısaca antioksidan denir. Yeri gelmişken hemen hatırlatmakta fayda görüyorum taze beyaz üzüm bilinen tüm meyveler ve sebzeler içerisinde hiç biri ile mukayese edilemiyecek kadar güçlü antioksidan özelliklidir. Unutmayınız her sebze ve her meyvede bir kaç değişik antioksidan madde bulunmaktadır. Ancak taze beyaz üzüm ile bu konuda hiç bir meyve veya sebze boy ölçüşemez. Eğer taze beyaz üzümün bu antioksidan gücünden istifade etmek istiyorsanız mevsiminde ve günde bir salkımdan (200-250 gram) fazlasını tüketmemek şartıyla maksimum antioksidan gücünden faydalana bilirsiniz. Bakınız: Taze beyaz üzüm. Antioksidanlar üzerine bir çok spekülasyonlar yapılmaktadır. Eczanelerin vitrinleri bu tür ithal tabletler ile dolu… Unutmayınızki vücudumuzun kendisi de çok güçlü tabii antioksidanlar üretmektedir. Vücudumuzun kendi ürettiği en güçlü antioksidanlardan bir tanesi frataxin’dir. Hekiminize danışma dan antioksidan tabletlerini kullanmayınız.

Yukarıda beyaz lahananın arındırıcı gücünden bahsetmiştim. Beyaz lahananın bu arındırıcı gücüne içerdiği aquaretic (vücuttan su atımı) özellikli etkin maddeler ayrı bir özellik vermektedir. Genelde bir çok sebze ve meyvede diüretic ( hem tuz hem de su atımı) özelliği olan etkin maddeler vardır. Diüretic idrar söktürücü özellik anlamına gelirki beraberinde vücuttan tuzlar da atılmaktadır. Diüretic etken maddelerin başında saponin ve flavonoid grubundaki maddeler gelmektedir. Ancak aquaretic durumunda ise vücudun tuz (mineral) dengesi etkilenmeden vücuttan ağırlıklı olarak su atılmaktadır. Bu özellik beyaz lahanaya vücudu ve organları arındırma konusunda ayrıcalık kazandırmaktadır.

Zayıflamada biyotransformasyon mekanizmasının gücü
Zayıflamak amaçlı diyet uygulayanların hemen hepsinin ortak tarafı halsiz görünme leri ve aaaifsiz olmalarıdır. Hatta bazı kişilerin ciltlerinin solduğu ve özellikle yüz ve yanak bölgelerinde sivilce çıktığı gözlenir. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi zayıflama esnasında yağ dokusunun giderek azalması (yağların yanması veya yok olması) esnasında yağda dokusunda depolanmış olan toksinlerin açığa çıkarak kana karışarak karaciğer metabolizması üzerinden cildi olumsuz etkilenmesinden kaynaklanmaktadır. Unutmayınız cild sağlığımız ağırlıklı olarak karaciğerin sağlıklı çalışmasına bağlıdır. Bildiğim hiçbir zayıflama yönteminde biyotransformasyon mekanizması harekete geçmemektedir. Beyaz lahana kürü hariç. Geliştirmiş olduğum beyaz lahana kürü iki avantajı aynı anda yakalamış ve uygulamış oluyoruz. Buna bir taşla iki kuş vurmak da denebilir. Birincisi beyaz lahana kürü ile zayıflıyorsunuz. İkincisi zayıflarken yağ dokusunun incelmesi ile yağ dokusunda zamanla birikmiş olan toksinler açığa çıkmaktadır. Açığa çıkan bu toksinler vücutta beklemeden biyotransformasyona uğrayarak terleme idrar ve dışkı yoluyla atılırlar. Yukarıda da bahsettiğim gibi toksinlerin %95 i protein özellikli olduklarından yağ dokusunda depolanırlar. Yağ dokusunda depolanmalarının sebebi de toksinlerin yağda çözünme özelliğinin olmasıdır. Suda çözünme özellikleri olsa idi yağ dokusunda depolanmazlar böbrekler üzerinden idrarla veya terleme yoluyla vücudumuzdan kolayca atılabilirlerdi. İşte beyaz lahana kürü bir taraftan zayıflatıyor diğer taraftan da yağlar erirken açığa çıkan toksinler de suda çözünme özelliği kazandığından organlara zarar vermeden vücuttan dışarı atılıyor. Beyaz lahana ile zayıflama kürü uygulanırken açığa çıkan toksinlerin organlara zarar vermesi söz konusu değildir. Beyaz lahana kürü uygulanırken cilt ve organlar olumsuz etkilen mezler.

Beyaz lahananın bağırsak kanserine karşı koruyucu özelliği oldukça güçlüdür. Beyaz lahana kürü kolon kanserine (bağırsak kanseri) yakalanma riskini en aza indiren sebzelerin en başında gelmektedir. Çünkü bağırsağın iç yüzeyindeki mukozayı temizleme özelliği çok güçlüdür. Yapılan klinik deneyler beyaz lahana nın içerdiği kükürtlü bileşiklerin (kükürt içeren kimyasal maddeler) bakterileri öldür- düğünü kanıtlamıştır. Bağırsaklarda bulunan bazı bakteriler kansere neden olabilen proteinleri salgılamaktadırlar (üretmektedirler). Ülser problemi olanlar özellikle beyaz lahana tüketmelidirler. Beyaz lahananın diğer bir özelliği de cildi tazelemesi ve güzelleştirmesidir.

U-Vitamini ve Bağırsak Kanseri
Vitamin denildiği zaman ilk aklımıza gelenler; A B C D E K vitaminleridir. Tüm bunların dışında kimyasal adı “Methylmethioninesulfonium chloride (MMSC) olan kırmızı ve yabani lahana’da bulunan U-vitamininden bahsetmek istiyorum. Belki U-vitamininin adını ilk defa duyuyorsunuzdur. U-vitamini gerçekte vitamin değildir. Ulcer (ülser) kelimesinin baş harfi seçilmiştir. Bunun sebebi de çok eskiden beri bilinen bu madde ülser tedavisinde kullanılmaktadır. Gastric disorder (mide rahatsızlıklarında) kullanıldığı çok eskiden beri bilinmektedir. Her ne kadar literatürde u-vitamininin gastric (mide) ve peptic (sindirim) şikâyetlere karşı kullanımı bitkisel tedavi uzmanları tarafından öneriliyor ise de bu konuda henüz klinik deneyler yapılmamıştır. Vücut tarafından çok kolay ve hızlı absorbe edilir ve de antioksidan özelliği olan bir maddedir. Bağırsak ve mide hücrelerinin mukoza (mucus) salgılamasını artırarak bağırsağın ve mide iç yüzeyinin koruyucu mukoza tabakasıyla kaplanmasını sağlar. Benim çalışmalarımda gördüğüm özellikle yabani lahanada ve kırmızı lahanada daha bol bulunan bu vitamin bağırsak kanserinin tedavisinde tek başına (monotherapy olarak) kullanılabilecek etkin maddenin temel formülünü diğer bir ifade tarzıyla bağırsak kanserinin tedavisinde ana çıkış formülünü oluşturmaktadır. Bu temel etkin maddenin üzerinde yapılacak olan bazı modifikasyonlardan (örneğin moleküler düzeyde radikal ilavesi yapılarak) sonra bağırsak kanserinin tedavisinde doğrudan doğruya büyük bir başarıyla kullanmak mümkün olabilecektir. Burada yeri gelmişken önemli bir noktayı hatırlatmakta fayda görüyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi U-vitamini antioksidan özelliği olan bir maddedir. Antioksidanlar kansere neden olabilen serbest radikallerin yok edilme- sinde etkin rol oynayan maddelerdir. U-vitamini de lycopen quercetin sulforafen ve E-vitamini gibi bir antioksidandır. Antioksidanlar serbest radikalleri zararsız hale getirdiğinden dolayı kansere karşı bir önleyici olarakta önerilmektedir. Antioksidan lar serbest radikalleri yok ettiğinden (zararsız hale dönüştürdüğünden) dolayı bağışıklık sistemini de güçlendiriyor demektir. Güçlü bir bağışıklık sistemi kansere karşı vücudu dirençli kılmak demektir. Değerli okuyucu benim U-vitamini üzerinde yaptığım çalışmalarımda gördüğüm bu maddenin antioksidan özelliği değil (bu özelliği zaten biliniyor) doğrudan doğruya bağırsak kanserinin tedavisinde kullanılabilecek olmasıdır. Kısaca bağırsak kanserinin tedavisinde herhangi bir yan tesir göstermeden doğrudan kullanılabilmesidir. U-vitamini kürü kanser tedavisinde kemoterapinin (ilaç tedavisi) veya radyoterapinin (ışın tedavisinin) gösterdiği yan tesirlerin hiç birini göstermez. U-vitamininin bağırsak kanserinin doğrudan tedavisinde kullanılabileceğini dünyada ilk defa kitabımda açıkladığım için insanlığa hizmet verebilmiş olmanın mutluluğunu yaşamaktayım.

Radyoterapi ve/veya Kemoterapi sonrası Beyaz Lahana Kürü
Bir çok kanser hastası ameliyatsız veya ameliyat sonrası radyoterapi (RT) ve/veya kemoterapi (KT) veya da hormon tedavisi (HT) görmektedirler. Özellikle RT ve KT den sonra bu hastalar kendilerini yorgun ve halsiz hissetmektedirler. Yine bir çoğu dolaşım bozukluklarından şikâyet etmektedirler. Radyoterapi esnasında uygulanmak ta olan kısa dalgaboylu X-Işınları (Röntgen ışınları) dokuda değişik karakterde toksin özellikli kimyasal maddelerin oluşumuna neden olmaktadır. X-Işınlarının (RT) uygulanması esnasında yine bir çok molekül küçük parçalara bölünmektedir. Parçalanan bu moleküller yüksek derecede reaksiyona girme yatkınlığı gösterdikle rinden oldukça zararlıdır. İşte radyoterapi veya kemoterapi uygulama sonrası uygulanacak beyaz lahana kürü vücudu arındırmakta oluşan toksinlerin vücuttan atılmasında mükemmel bir yardımcıdır. Bu amaçla uygulanacak olan kür aşağıda belirtildiği gibi toksin atıcı kürdür.

Beyaz lahana kürü ve şeker hastaları
Beyaz lahana üzerine yapmış olduğum en son araştırma sonuçlarından bir tanesi de yüksek kan şekerini dengeli bir şekilde vücuda zarar vermeden düşürmesidir. Beyaz lahananın bu gücü öylesine etkilidirki kan şekeri yükselmiş olan şeker hastalarının adeta imdadına yetişiyor. Özellikle şeker hastalarının çok sık yaşadığı sorunlardan bir tanesi de dolaşım bozukluğudur. Şeker hastalarının kan şekerinin düşürülmesinde ve dengelenmesinde beyaz lahana kürü mükemmel bir takviyedir. Şeker hastaları için hazırlama ve uygulama şekli tamanen farklı beyaz lahana kürü geliştirdim. Bu kürün uygulanışı ile ilgili olarak beş numaralı kürü okuyunuz. Değerli okuyucu şeker hastalarının sıkca yaşadıkları kan dolaşımı bozukluğundan bahsettim. Burada çok önemli bir gözlemimden bahsetmek istiyorum. Bazı şeker hastaları kullandıkları tabletlere rağmen (insulin hariç) kan şekerlerini düşürmekte zorlandıklarını anlatmaktadırlar. Bu grupta olan şeker hastaları aynı zamanda dolaşım bozukluğu şikâyetlerinin olduğundan da bahsetmektedirler. Genel bir kural olmasa da şeker hastası olan kişi aynı zamanda dolaşım bozukluğu yaşıyorsa bu grupta olan şeker hastaları tabletlerini almalarına rağmen kan şekerlerini kontrol etmekte ve düşürmekte oldukça zorlandıklarını bildirmektedirler. Dolaşım bozukluğu ortadan kalktığı taktirde kan şekeri hem kolayca kontrol altına alınabilmekte hem de daha kolay normal seviyesine düşebilmektedir. İşte bu grupta olan şeker hastaları için bir taraftan dolaşım bozukluğunu ortadan kaldırmak diğer taraftan da kan şekerlerini daha kolay kontrol altına alabilmek ve düşürebilmek için beyaz lahana kürü geliştirdim. Bu kür için beş numaralı kürü okuyunuz.

Bazı insanların özellikle ayak baldırlarından kalçalarına kadar olan bölgelerinde yer yer kılcal damarlarının çatladığı (capillary-fragility) görülür veya da deri yüzeyine yakın kılcal damarlar belirgin bir şekilde gözlenebilmektedir. İleri aşamalarında bu durum bazı belirgin şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olur. Bu şikayetler özellikle kış aylarında soğukların başlamasıyla kendisini daha çok göstermeye başlar. Bu şikayetlerin başlıcaları kılcal damarların belirgin olarak görüldüğü bölgede yüzeysel yanma duygusunun başlamasıdır. Fazla yürüdüğünüz zaman yanma daha çok artar ve dinlenmekle de bu yanma duygusu geçmez. Biraz fazla yürümek ağrı vermeye başlar. Uzun müddet ayakta kalınca hem yanma hem de ağrı artmaya başlar. Yanmanın olduğu yüzeyde hissetmeme duygusu da (yüzeysel his kaybı) kendisini belirgin bir şekilde belli eder. Yanma ve ağrının olmadığı zamanlarda o bölgedeki yüzeysel his kayıbı devam edebilir. Her geçen yıl yanma bölgesindeki yüzeysel his kaybı artışı kendisini gösterebilir. Bu durumda beyaz lahana bir mucize gibi imdadınıza yetişir. Bunun için aşağıda verdiğim iki nolu kan dolaşımı uygulamasını kullanabilirsiniz. Şikayetlerinizin nasıl ortadan kalktığını hayretle gözleyeceksiniz. Aynı şikayetlerden muzdarip onlarca insan tanıdım. Kendilerine kullanma şeklini aşağıda belirttiğim beyaz lahana kürünü önerdim. Kısa bir zaman sonra bu insanlardan gelen mesajlar bana beyaz lahananın nasıl bir mucizevi bitki olduğunun ve de araştırmalarımda elde etmiş olduğum sonuçların da birer kanıtı olmuştur.

Burada hemen şu açıklamayı yapmayı uygun buluyorum normal kilosu olan insanlarda su yağ ve protein dağılımı kabaca; %60 su %20 yağ ve %20 protein şeklindedir. Fazla kilosu olanlarda bu dağılım yaklaşık %40 su %40 yağ ve %20 proteindir. Dikkat edilecek olursa protein oranı pek fazla bir değişim göstermemek tedir. Buna karşı yağ oranı artmakta ve su oranı da azalmaktadır. Yani kaba bir yaklaşımla şunu söyleyebiliriz kilo alırken vücudumuzdaki su ve yağ oranı değişmektedir. Kısaca vücudumuzdaki yağ oranı artmakta ancak su oranı azalmaktadır. Bu noktada önemle vurgulamak istediğim husus şudur kilosu fazla olan insanların normal kilolu insanlara göre daha fazla su içmeleri gerekir. Bunun sebebi ise kilo aldıkça insan vücudunda su oranının azalmasıdır. Normal kilosu olan bir insan günde en az 15 litre su içmek zorundadır.

Vücudumuzda her an milyonlarca kimyasal reaksiyon oluşmaktadır. Bunların bazılarının sonucunda toksinler oluşmakta veya tükettiğimiz birçok besinde de toksinler bulunmaktadır. Toksinlerin genel bir özelliği yağda çözünme özelliğinin olmasıdır. Bu özelliğin anlamı şudur; dışardan besinler yoluyla aldığımız veya vücudumuzda oluşan toksinlerin bir kısmının vücudumuzdaki yağ dokusunda depolanmalarıdır. Buradan iki önemli sonuç çıkartabiliriz: Birincisi kilolu bir insanın kısa zamanda kilo verdiğini düşünün kilo verirken yağlar erimekte (buna yanma demek daha doğrudur) ve depolanmış toksinler açığa çıkmaktadır. Hızlı bir şekilde kilo verildiği zaman bol miktarda açığa çıkan bu toksinler sağlığımızı (organlarımızı) olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle hızlı kilo verilmemesi gerekir. İkincisi ise kilomuz arttıkça vücudumuzdaki su oranı da azalmaktadır. Su bütün organların rahat bir biçimde çalışabilmesi ve toksinlerin atılabilmesi için çok mühimdir. Ayrıca hücrelerimizde ceryan eden elektrokimyasal reaksiyonlar vasıtasıyla sudan oksijen kazanılır tıpkı bir elektroliz gibi. Dikkat edilecek olursa kilo arttıkça vücudumuzdaki yağ oranı artmakta ancak vücudumuzdaki toplam su miktarı azalmaktadır. Bu nedenle özellikle kilolu insanların gün boyu yeteri kadar su alımına dikkat etmeleri gerekir. Fazla kilosu olan insanların hareket etmek istememelerinin ve kendilerini yorgun hissetmelerinin arkasında yatan gerçeklerden biri de vücutlarında yeteri kadar suyun depolanamayışından kaynaklanmaktadır. Çünkü hücrelerin ihtiyacı olan oksijen sadece solunum yolu ile aldığımız oksijene bağlı olmayıp hücrelerde suyun elektrokimyasal olarak elektrolizi sonucunda ortaya çıkan oksijene de bağlıdır.
Beyaz lahana vücudumuzda biriken toksinlerin dışarı atılmasını (detoxification) en iyi sağlayan bir sebzedir. Aşağıdaki uygulamaya göre uygulanacak olan beyaz lahana kürü vücudumuzda biriken toksinleri çok rahat bir biçimde idrar terleme ve dışkı yoluyla dışarı atmamıza yardımcı olur. Bu sayede bağışıklık sistemini hem güçlendirmiş hem de uyarmış olur. Türk mutfağının vazgeçilmez sebzesi olan beyaz lahana zor hazımlı ve gaz yapıcı olmasına rağmen gerçek bir şifa kaynağıdır.

Değerli okuyucu beyaz lahana glucosinolate adı verilen madde içermektedir. Bu maddenin en önemli özelliği mikroorganizmaların büyümesini ve çoğalmasını engellemesidir (inhibe etmesidir). Bu özelliğinden dolayı bağışıklık sisteminin güçlenmesinde doğrudan etkilidir. Glucosinolate ve grubundaki etkin maddeler diğer bir çok sebzede de bulunmaktadır. Ancak beyaz lahana ile bu bakımdan başka hiç bir bitki boy ölçüşemez. Neden beyaz lahana böyle diye sorarsanız beyaz lahanayı bir bütün olarak değerlendirmek gerektiğini söylerim. Çünkü glucosinolate’ları böylesine etkili ve güçlü kılan taze beyaz lahanadaki diğer bazı önemli etkin maddelerin bulunmasıdır. Hele hele kan dolaşımını düzenlemesindeki gücü başka hiç bir sebze ve meyvede bulunmayan potansiyel bir güçtür. Elektrik işletme sinde çalışan kilolu bir insanla tanıştım. İşim yapılırken bana geceleri uyurken soluğunun durduğunu ve ani olarak korkarak uyandığından bahsetti. Hekimlerin dolaşım bozukluğu teşhisi koyduğunu söyledi. Ayrıca zayıflaması gerektiğini de söylemişler. Kendisine hekiminin önerilerine uymasını takviye olarakta kitabımda taze beyaz lahana ile ilgili bölümde “Kan Dolaşımı Düzenleyici Kür” ü uygulamasını önerdim. Bu kişi beni bir gün telefonla arayarak ” Hocam size ne kadar teşekkür etsem azdır. Söylediğiniz kürü uyguladıktan bir hafta sonra rahat rahat uyumaya başladım geceleri soluk durması gibi şikâyetlerimde tamamen ortadan kalktı. Üstelik kiloda verdim.” Apnoe adı verilen bu şikâyetin tetikleyici sebeplerinden en önemlisi uyku esnasında kan dolaşımı bozukluğunun yaşanmasıdır. Bu konuda aşağıdaki iki nolu kürü okuyunuz.

Beyaz lahana ve B12-vitamini
B12-vitamini sadece hayvansal besinlerde bulunur. Ancak beyaz lahananın fermentasyonu sonucunda B12-vitamini bakımından zengin ekşi tadı olan ferment-lahana oluşur. Bu özellik hemen hemen başka hiç bir bitkide yoktur.

Selülit Oluşumu ve Hormonlar
Selülitlerin oluşumunda hormonların rolü büyüktür. Şüphesizki beslenmenin de selülit oluşumunda önemli rolü vardır. Beslenmeye dikkat ederek selülit oluşumunu engellemek veya durdurmak mümkündür. Eğer beslenmenize dikkat ettiğiniz halde selülit oluşumu devam ediyor ise burada ağırlıklı olarak iki önemli faktör rol oynuyor demektir. Birincisi su tüketimi ikincisi ise bazı hormonların düzensizliğidir. Genel olarak kadınlar erkeklere göre daha az su tüketmektedirler. Az su tüketimi selülit oluşumunda etkin rol oynamaktadır. Bu nedenle günde en az birbuçuk litre su içmek gerekir. Gün boyu içilen meyve sularını veya çay tüketimini veya bitkisel çay tüketiminin içerdiği suyu günlük tüketilmesi gereken birbuçuk litre suya dahil etmemek gerekir. Unutmayınızki suyun yerini hiç bir şey dolduramaz. Yirmidört saat içerisinde en az bir buçuk litre suyun içilmesi gerekir. Bu taktirde az su tüketiminin neden olduğu selülit oluşumunun önüne geçilebilir. Kitaptaki su ile ilgili bölümü okuyunuz. Beyaz lahana içerdiği indol grubu maddelerden dolayı bazı hormonların dengelenmesinde iyi bir düzenleyicidir. Ancak bu özellik selülitlerin oluşumunda etkin rol oynayan tüm hormonlar için geçerli değildir. Beyaz lahana kürüne rağmen selülitlerde belirgin bir azalma gözlenemiyor ise bu taktirde bayanların genel olarak kadınlık hormonlarının dengelenmesinde mükemmel rol oynayan arslanpençesi kürünün önce uygulanmasını öneririm. Arslanpençesi adeta kadınların kadınlık hormonlarının dengelenmesi için yaratılmış bir bitki… Aşırı oranda selüliti olan bayanlara önce hormon dengeleyici arslanpençesi kürünü uygulamalarını daha sonra beyaz lahana kürünü uygulamalarını öneririm. Bakınız arslanpençesi.

Hamile bayanlar ve beyaz lahana kürü
Beyaz lahananıniçerdiği Indol-3-Carbinol (I3C) östrojen hormonunu modüle ettiğinden dolayı hamile bayanların beyaz lahana kürü uygulamamaları gerekir. Beslenme amaçlı olarak beyaz lahana salatası veya dolmasını tüketmelerinde bir sakınca yoktur.

Safra kesesi alınmış olanlar ve beyaz lahana kürü
Safra kesesi alınmış olanların beyaz lahana kürünü uygulamaları durumunda aşırı şişkinlik veya şiddetli gaz yaşamaları ihtimali yüksektir.

Dikkat 1:
Bazı kitaplarda beyaz lahananın şifalı gücünden faydalanabilmek için onun çiğ olarak (haşlanmadan) preslenerek (ezilerek veya sıkılarak) özsuyunun kullanılması önerilir. Bu kesinlikle doğru değildir. Aksine haşlanması gereklidir. Sıkılmış çiğ beyaz lahana suyu hem şişkinlik ve gaz yapar hem de hazmı zorlaştırır. Tüm bunların dışında çok önemli bir noktada şudur: Lahananın yapraklarını çiğ olarak presle diğiniz taktirde lahananın yapraklarında ayrı ayrı bölümlerde bulunan myrosinaz enzimi ile glucosinolate maddeleri birbirlerine karışır. Karışma başlar başlamaz myrosinaz enzimi glucosinolat maddesinin içerdiği kükürtü serbest hale getirir ve de yan ürün olarak ayrıca toksin de (zehirli madde) oluşur.

Dikkat 2:
Beyaz lahana ile ilgili tüm uygulamaları günlük ve taze olarak hazırlayınız. Birkaç günlük hazırlayıp buzdolabında bekleterek kullanmayınız. Hazırladığınız beyaz lahana suyunu yirmidört saatten fazla beklettiğiniz taktirde (buzdolabında dahi olsa) nitril ve elementer kükürt oluşmaktadır. Bu oluşumdan dolayı arzu edilen şifalı güç hem oldukça zayıflamakta hem de nitril ve elementer kükürt sağlığımız üzerinde olumsuz etki yapabilmektedirler. Bazı kişiler bir çok sebzenin veya bitkinin çiğ olarak tüketilmesi taraftarıdırlar; çünkü daha çok şifalı gücünden istifade ettiklerine veya edeceklerine inanırlar. Bu genel bir kural değildir. Bu görüş kısmen doğru kısmen de yanlıştır. Şüphesiz ki doğru olan tarafı içerdikleri vitaminlerin pişirilme esnasında yok olduğudur. Ancak bizi burada birinci derecede ilgilendiren o sebze veya meyvenin içerdiği vitamin gücü değil şifa veren etkin maddeleridir. Örneğin; beyaz lahananın haşlamadan (çiğ olarak) preslenerek suyunu çıkardığınız taktirde havayla temasın sağlanması sonucunda içerdiği enzimler bir çok gerekli olan şifalı etkin maddeyi etkin olmayan başka maddelere çevirmektedirler. Örneğin çiğ olarak beyaz lahana sıkıldığı taktirde içerdiği myrosinaz enzimi bir çok şifa yönü bizim için gerekli olan etkin maddeleri sağlık açısından faydası olmayan hatta zararı olan maddelere çevirmektedir. İşte bu çevirime engel olmak için mutlaka haşlamak zorundayız. Enzimlerin tamamı haşlama esnasında denatürize olurlar ve enzimatik özellikleri de (çevirme özelliği) ortadan kalkar.

Dolaşım sisteminizi koruyunuz! Vücudumuz kan dolaşımı aracılığı ile aldığımız besinler ve oksijenle beslenmektedir. Kan dolaşımında sorun çıkarsa yüksek veya düşük tansiyon kalp rahatsızlıkları varis ve ruhsal sıkıntılar (depresif olma hali) gibi daha pek çok rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu rahatsızlık ların ortaya çıkmaması için kan dolaşımınızın sağlıklı bir şekilde çalışması gerekir. Kan dolaşımınızın sağlıklı bir şekilde çalışmasını doğru beslenme ile destekleye bilirsiniz. Burada birinci sırayı C-vitamini almaktadır. C-vitamininin damarlar üzerindeki (özellikle kılcal damarlar) olumlu etkisi çok önemlidir. Damar duvarlarının sağlamlığını artırıcı ve çatlamasını engelleyici rolü büyüktür. Damarlarda akan kanın kolayca akabilmeside çok önemlidir. Bu da kan pıhtılaşmasını engelleyici besinler ile olur. Bunların başında dolmalık biber soğan kök zencefil çayı ve limon suyu gelmektedir. Kan dolaşımını düzenleyici en güçlü sebze beyaz lahanadır. Beyaz lahananın kan dolaşımı üzerindeki olumlu etkisi öylesine güçlüdür ki kürü uygula maya başladıktan kısa bir zaman sonra etkisini görmek mümkündür. Dolaşım bozukluğu parmak uçlarında uyuşmalara kollarda karıncalanmalara neden olabilmektedir. Bu türden şikâyetler genelde kırk yaşlarından sonra ortaya çıkmaya başlar. Dolaşım bozukluğuna karşı uygulanacak beyaz lahana kürü bu türden şikâyetlerin ortadan kaldırılmasında mükemmeldir.

Mühim Not 1:
Aşağıdaki uygulamalarda zayıflama ve selülitleri yok edici kürler verilmiştir. Bu kür ler uygulanırken kahve tüketiminden kesinlikle uzak kalınmasını öneririm. Bunun nedeni ise kahvenin kortisol ve insülin hormonlarının konsantrasyonunu (miktarını) artırmasıdır. Kortisol ve insülin hormonları yağ depolayan hormon lardır. Bu iki hormon aynı zamanda yaşlanmayı hızlandıran hormonlardır. Kısaca kahve tüketimi hem yağ depolanmasını hem de yaşlanmayı hızlandırır. Kahveden uzak durunuz önerisi sadece beyaz lahana kürüne özgü değildir. Hangi zayıflama metodu olursa olsun o metodu uyguladığınız müddetçe kahve tüketiminden uzak durunuz. Hücrelerinizin çabuk yaşlanmasını hızlandıran da yine kahvedir. Kahveden tamamen uzak durunuz anlamını da çıkartmayınız. Ölçülü olunuz. Ancak aşağıdaki üç ve dört nolu kürleri uygulamaya karar verirseniz kahveden kesin olarak uzak durmanız gerekir. Kaffein veya kaffeinsiz kahvenin bu konudaki etkisi aynıdır.
Kürler için uygulayacağınız beyaz lahananın mutlaka mevsiminde ve tabii olarak yetiştirilmiş olanlarını tercih ediniz. Her ne kadar adı beyaz lahana ise de tercihiniz normal mevsiminde yetişenler olmalıdır. Bunlar hafif sarı-yeşil yapraklı ve de iri olanlardır. Mevsiminin dışında küçük ve beyaz yapraklı lahanalar kürler için uygun değildir. İri ve yaprakları hafif sarı-yeşil renkte olan mevsiminde tabii olarak yetiştiril miş beyaz lahanaları tercih ediniz. Küçük ve beyaz yapraklı lahanalar aşağıda önerilen kürler için uygun değildir.

Kür 1: Toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici
Beyaz lahananın toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici özelliğinden istifade edebilmek için kaynamakta olan yarım litre suda 6-7 adet beyaz lahana yaprağı parçalamadan (tüm olarak) on dakika ağzı kapalı olarak hafif ateşte haşlanır sabah ve akşam olmak üzere aç veya tok karna birer su bardağı içilir. Bu işleme toplam beş gün devam edilir. Beş gün uyguladıktan sonra üç gün ara verilir ve tekrar beş gün uygulanır. Böylece toplam on günlük kür tamamlanmış olur. Kısaca:

5 gün uygulama + 3 gün ara + 5 gün uygulama = Toplam 10 günlük kür

Toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici bu on günlük kürü bir yıl boyunca üç veya dört defa yapmak en doğrusudur. Bu kürü uygulamaya başladığınızın ikinci veya üçüncü gününden sonra vücudunuzun terlediğini ve özellikle de yüz kısmınızda yağlı yağlı terlediğinizi görürsünüz. Aynı zamanda dışkıda da belirgin şekilde yağ oranının artığı gözlenebilmektedir. Bu da yağla beraber toksinlerin atıldığını gösterir. Bu kürü uyguladığınız dönemlerde daha sık banyo veya duş yapmanız sizi hem daha çok rahatlatacak hem de deri gözenekleri açıldığından daha rahat toksinli-yağ atmanıza yardımcı olmuş olacaktır. Unutmayınız ki toksin atan vücut kendini yeniler.

Not: Kesinlikle on günlük kür için ihtiyacınız olan miktarı tek bir defada hazırlama- yınız. Hergün taze olarak hazırlamanız şarttır.

Kür 2: Kan dolaşımı düzenleyici
Üç veya dört adet beyaz lahana yaprağı parçalamadan (tüm olarak) kaynamakta olan yarım litre suya atılır ve hafif ateşte ağzı kapalı olarak onbeş dakika haşlanır. Damak tadı için veya içimi kolay olsun düşüncesi ile haşlama suyuna hiçbir şey ilave etmeyiniz. Sabah ve akşam aç veya tok karnına bir su bardağı içilir. Her üç günde bir üç gün ara verilerek toplam 21 gün içilerek uygulanır ve birinci kür tamamlanmış olur. Üç aylık aradan sonra tekrar; Her üç günde bir üç gün ara verilerek toplam 21 gün içilerek ikinci ve son kür tamamlanmış olur.

Kür 3: Selülitlerin yok edilmesi
Üç veya dört adet beyaz lahana yaprağı parçalamadan (tüm olarak) kaynamakta olan yarım litre suya atılır ve hafif ateşte ağzı kapalı olarak onbeş dakika haşlanır. Damak tadı için veya içimi kolay olsun düşüncesi ile haşlama suyuna hiçbir şey ilave etmeyiniz. Sabah ve akşam aç veya tok karına bir su bardağı içilir. Her üç günde bir üç gün ara verilerek toplam 21 gün içilerek uygulanır. Bu uygulamadan sonra 21 gün ara verilir. 21 günlük aradan sonra sadece haftada bir defa sabah ve akşam bir su bardağı içilerek selülitler yok olana kadar haftada bir defalık küre devam edilir.

Kür 4: Zayıflamak için
Dört veya beş adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan (tüm olarak) kaynamakta olan 750 ml suyun içine atınız ve hafif ateşte ağzı kapalı yedi dakika haşlayınız. Damak tadı için veya içimi kolay olsun düşüncesi ile haşlama suyuna hiçbir şey ilave etmeyiniz. Haşlama suyunu aşağıdaki şekilde tüketiniz:

İlk beş gün hergün sabah ve akşam bir su bardağı
İkinci hafta hergün bir su bardağı
Üçüncü hafta iki günde bir (gün aşırı) bir su bardağı
Dördüncü hafta üç günde bir su bardağı
Beşinci hafta yedi günde bir su bardağı
Altıncı hafta içilmeyecek
Yedinci hafta bir su bardağı

Zayıflamak için yaptığınız bu kür aynı zamanda toksin atıcı arındırıcı ve kansere karşı da koruyucudur. Her 4 kürde de haşlanmış beyaz lahana yapraklarının tüketilmesine gerek yoktur ve yemeklerden bir saat önce veya iki saat sonra içilme lidir.

Kür 5: Kan şekerini düşürücü ve dolaşımı düzenleyici
Bir litreden az yarım litreden fazla (yaklaşık 750-800 ml veya beş su bardağı) kaynamakta olan suda yedi-sekiz tane beyaz lahana yaprağını parçalamadan (doğramadan bir bütün olarak) hafif ateşte on dakika ağzı kapalı olarak haşlayınız. Haşlama esnasında kapağı açarak bir kaşık yardımıyla yaprakların tamamının suyun içerisinde kalmasına özen gösteriniz. Tahta kaşık kullanmanızda fayda var. Ilıdıktan sonra haşlanmış beyaz lahana yapraklarını süzerek ayırınız ve aç karna veya yemeklerden bir saat sonra sadece bir buçuk su bardağı kadar suyunu içiniz. Açkarına içilmesi daha etkilidir. Haşlanmış beyaz lahana yapraklarını tüketmenize gerek yoktur. Beş-altı gün uygulanacak bu kürde beyaz lahananın her gün taze olarak hazırlanması gerekir. Bir defada her öğünden sonra bir buçuk su bardağını içmekte (tüketmekte) zorlanıyorsanız bu taktirde gün boyu aralıklarla her defasında yarım su bardağı içerek de kürünüzü uygulayabilirsiniz. Eğer kan şekeriniz zaman zaman yükseliyor ve de dolaşım bozukluğu şikâyetleri de yaşıyorsanız beyaz lahana kürü mükemmel bir takviyedir. Kan şekerinizin aşırı yükselmesine ve dolaşım bozukluğuna karşı da zaman zaman bir önleyici olarak uygulayabilirsiniz. Şeker hastalarının yılda 3-4 kez bu kürü uygulamalarında büyük faydalar vardır. Değerli okuyucu beyaz lahana kürü yüksek kan şekerini nasıl olsa düşürüyor düşüncesiyle hekime gitmekten veya kan şekerinizi kontrol ettirmekten kesinlikle geri kalmayınız.

Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken nokta kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun bu kitaptaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.

Alıntı > Prof.Dr İbrahim Saraçoğlu

Sağlık Kuruluşlarında Kalite

1 SAĞLIK KURULUŞLARINDA KALİTE

1.1 SAĞLIK HİZMETİNİN DÜZEYİ

1.1.1 İLKELER

Verilen sağlık hizmetinin uluslar arası planda en üst düzeyde olması amaçlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü Alma Ata Konferansı ilkeleri ve Hastane İnfeksiyonlarının Önlenmesi Kılavuzu, Sağlık Bakanlığının Hasta Hakları yönetmeliği temel alınmaktadır. Uluslararası ve ulusal saygın bilimsel kuruluşların ve uzmanlık örgütlerinin en son yayınladığı teşhis ve tedavi uygulama kuralları standart olarak kabul edilmektedir.

1.1.2 PROSEDÜR VE TALİMATLAR

Bir sağlık kuruluşunda, hastanın ilk kaydından başlayarak kliniği terk etmesine kadar olan tüm bürokratik ve tıbbi işlemlerin prosedürleri ve ilgili talimatları yazılı hale getirmek.

1.1.3 İNSAN KAYNAKLARI

1.1.3.1 ORGANİZASYON ŞEMASI, YETKİ VE SORUMLULUKLAR

Yönetim, bütün bölümlerin ve bağlantıların gösterildiği organizasyon şemasını ortaya koyar. Her birimde görevli bulunan kişilerin yetki ve sorumlulukları net olarak belirlenir.

1.1.3.2 ORYANTASYON EĞİTİMİ VE SÜREKLİ İŞ BAŞI EĞİTİMİ

Göreve yeni başlayan elemana, işi hakkında yeterli eğitim verilir ve bu dokümante edilir. İşin gelişen koşullarına ve ortaya çıkan ihtiyaçlara göre tüm personelin sürekli eğitiminin belli bir program çerçevesinde yapılması ve dokümante edilmesi gereklidir.

1.1.3.3 İŞ MEMNUNİYETİNİN SÜREKLİ GELİŞTİRİLMESİ

Yönetim belli aralıklarla iş memnuniyeti anketleri yaparak çalışma ortamı, çalışma ve sağlık koşulları, ast – üst ilişkileri, performans değerlendirme, konularında çalışanların görüşlerine baş vurmak, ve uygunsuz noktaları saptayarak memnuniyet düzeyini sürekli olarak yükseltmek zorundadır. Adil ve şeffaf bir performans değerlendirme sisteminin kurulması, tüm çalışanların seçtikleri temsilciler aracılığıyla aktif yönetime katılımı, çalışanların seçtikleri temsilciler aracılığıyla yönetime aktif katılımı, çalışanlardan gelen önerilerin ve uygunsuzluk bildirimlerinin yönetim tarafından dikkate alınması ve kendilerine geri bildirim yapılması, gribe ve hepatite karşı aşılama, bulaşıcı hastalıklar konusunda yeterli eğitim verilmesi ve koruma önlemlerinin uygulanması iş memnuniyeti konusunda yapabileceklerinin bazılarıdır.

1.1.4 CİHAZLAR

Tüm cihazların yanı başında her an ulaşılabilecek durumda kullanım kitapçıkları, talimatlar ve cihazı çalıştırabilmek için gerekli araçlar bulunmalıdır.

Günlük bakımdan ayrı olarak 1 veya 3’er aylık aralıklarla yetkililer tarafından periyodik bakımlar yapılmalıdır. Çıkan tüm arızaların giderilme süreleri dokümante edilmelidir.

Tanı için önem taşıyan tüm cihazların doğru ölçüm yapıp yapmadıkları, belli aralıklarla kontrol edilmekte ve gerekli kalibrasyonlar yapılmaktadır.

1.1.5 MALZEME

Tıbbi işlemlerde ve tedavide kullanılan her türlü malzeme ve ilaçlar öngörülen koşullarda ( buzdolabı, dolap vs. ) ve birbirleriyle karıştırılmayacak şekilde saklanmalıdır. Belli aralıklarla son kullanım tarihleri kontrol edilir. Dezenfeksiyon ve sterilizasyon talimatlara göre yürütülür ve dokümante edilir. Her malzeme için gerekli minimal miktarın sürekli hazır bulundurulması sağlanır.

1.2 SAĞLIK HİZMETİNİ ETKİLEYEN DIŞ FAKTÖRLER : GİRDİLER

1.2.1 CİHAZ MALZEME ALIMLARI

Kliniğe alınan tüm cihaz, malzeme ve ihtiyaçlar denetimden geçtikten sonra teslim alınır. Satıcılar uygun kalitede, sayıda, fiyatta ve sürede mal verip vermedikleri konusunda değerlendirilmeye tutulurlar.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve Sağlık Hukuku

ÖZET

Sağlık hizmetinin sunumunu yapan kişiler ile hizmeti alan kişiler arasında eskiden çok fazla uyuşmazlık çıkmıyordu.Olumsuz sonuçlanan durumlarda “takdir-i ilahi” deniliyordu. ,Ancak globalleşen dünya ve bilişim çağı bireylerin olayları sorgulamasına, haklarını aramasına neden oldu.Böylece ülkemizde de sağlık çalışanlarının yaptıkları işlerden dolayı soruşturulması talepleri arttı.,Bu soruşturmalarda mevcut kanunların, hukuk ve tıp etiği bilimlerinin yardımıyla olaylara uygulanması; sağlık hizmetinin sunumuyla ilgili uyuşmazlıkların tespit ve çözümünü içeren bir bilimin yada kanunun olmaması gerçeğini ortaya çıkardı.

Ülkemizde henüz hukuk fakültelerinde yada tıp fakültelerinde anabilim dalı olarak yerini almamış olan sağlık hukukunun, genel bilgiler ve mevcut kanunlar çerçevesinde tanımını yaparsak; SAĞLIK HUKUKU, ”Sağlık hizmetini sunan gerçek kişiler, tüzel kişiler ve hizmet sunan kişileri denetlemekle görevli,sorumlu en üst düzey kurum olan devlet ile bu hizmetin sunumundan faydalanan kişiler arasında, hizmetin sunumuyla ilgili olarak ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların tespiti ve çözüm yollarını içeren bilim dalıdır.” Sağlık hukukunun gelişmesiyle uyuşmazlıklar azalacak ve hak arama süreci daha kısa, daha sancısız olacaktır.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’yla sağlık kurum ve çalışanlarının sorululuğu artmıştır. Yeni Ceza Kanunu ile getirilen yenilik ve değişikliklerin sağlık hukukuna yansıması,sağlık mevzuatımızdaki diğer kanun ve düzenlemelerle ilişkisi irdelenirse oldukça ağır sorumluluklar geldiği görülür.Sağlık çalışanına daha önce hep meslek ve sanatta acemilikten yani taksirle işlenebilen suçlardan dava açılırken artık kasten işlenen suçlardan da dava açılabilecektir.Çünkü 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’yla kastın bir çeşidi olan “olası kast” terimi getirilmiştir.Olası kast,failin istemediği neticenin meydana gelebileceğini öngörmesi ama engel olmaması,kabullenmesi halidir.Kasten işlenebilen suçların olası kastla işlendiğinin tespiti cezada indirim sebebidir.Çünkü: fail bilerek ve isteyerek(doğrudan kastla) değil,istemediği sonucun gerçekleşebileceğini öngörerek(olası kastla) hareket eder.

5237 Sayılı Ceza Kanununda sağlık çalışanının en çok muhatap olacağı diğer suçlar ise taksirle müessir fiil ve adam öldürmedir.Çünkü sağlık çalışanının gerek tıbbi müdahaleden gerekse diğer sağlık hizmetlerinden dolayı verdiği zararların çoğu, dikkat ve özen eksikliğinden kaynaklanır.Yeni kanunumuzla bilinçli taksir terimi getirilmiştir.Yani failin istemediği neticenin oluşacağını öngörmesi ama oluşmayacağına inanarak engel olmaması halidir.Bu halde cezada artırım sebebidir.

5237 Sayılı Kanun’da sağlık çalışanını ve sağlık hukukunu ilgilendiren bir çok detay vardır.

Sonuç olarak :

Sağlık hukuku dersleri kapsamlı olarak sağlık eğitimi veren bütün okullarda okutulmalıdır ki; sağlık çalışanları haklarını,borçlarını,sorumluluklarını,olaylar karşısında davranış şekillerini ve mesleklerini icra ederken hukuki uyuşmazlık çıkmaması için alınması gereken önlemleri bilsinler.Ayrıca sağlık kurum ve kuruluşlarının yöneticileri,sorumlu müdürlerinin de sağlık mevzuatı ve sağlık hukuku konularına hakim olmaları hem kurum sorumluluğu hem şahsi sorumlulukları açısından önemlidir

Ayrıca 5237 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle artık sağlık çalışanı ve sağlık kurumları yöneticileri daha dikkatli olmalı, haklarını,yükümlülüklerini bilmeli ve bilerek hareket etmelidir.Nitekim hafif bir ihmal olarak düşünülen olaylarda bile ağırlaştırılmış müeyyidelerle karşı karşıya kalınabilir.Kayıtlar çok iyi ve düzenli tutulmalı, hastaların aydınlatılmış onamları usulüne uygun olarak alınmadan üzerlerinde tıbbi işlem yapılmamalı,ehil personel çalıştırmaya,bilgi ve tecrübelerini geliştirmeye,eksik malzeme ve cihaz bulundurmamaya dikkat edilmelidir.

Av.Halide İnan
Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sağlık Kurumları Yöneticiliği Bölümü
E-mail : halideinan@hotmail.com­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­

Belediyelerin Sağlık Hizmetlerindeki Yeri

Yrd.Doç. Dr. Nezih VAROL
Tarihçe
Ülkemizdeki belediye hizmetlerinin başlangıç tarihi Osmanlı dönemine rastlar. Osmanlı yönetimi merkeziyetçi ve mutlakiyetçi bir yapıya sahip idi. Bu yapı içerisinde yerel hizmetlerin yürütülmesi için bir örgüt oluşturulması yerine esnaf kuruluşları, vakıf ve kadılar eliyle hizmetler yürütülmekte idi.

Şimdiki belediye meclisine benzeyen ve Şehir Kethüdası, Muhtesip, Pazarbaşı, Mimarbaşı, Esnaf Kethüdası gibi kişilerden oluşan bir kurul vardı.

Muhtesip, Osmanlının yönetimsel örgütlenmesi içinde bugünkü Belediye Zabıtası görevini gören kişiler idi. İltizam (kayırma) usulüyle 1 yıllığına atanılan bu memuriyet için adaylar başvuru yapar, İhtisab, İltizam bedelini peşin ödeyenler arasından Kadı ya da Sadrazam önerisi ve Padişah beratı ile seçilirlerdi. Peşin ödenen iltizam bedelleri cezalar, yerel vergi ve resim gelirleriyle karşılanırdı.

Muhtesip’in geniş görev ve sorumluluk alanı bulunurdu ve kendilerine yardımcı alt birimlerle birlikte çalışırdı. Bunlar babadan oğula geçen Koloğlanları (dükkanlardan günlük gelir vergilerini toplar), Terazicibaşı ve Emin gibi kendi uzmanlık alanlarından yararlanılan kişilerdi.

Osmanlı’da ilk Belediye örgütünün kurulması 1855 yılında gerçekleşmiştir. Bu tarihte, daha önce kent hizmetleri için görevlendirilen İhtisap Nezareti kaldırılmış ve İstanbul Şehremaneti kurulmuştur.

Şehremanetinin başı olan Şehremini padişah tarafından atama ile gelir ve gene padişah tarafından atanan 12 kişilik Şehremenati Meclisi ile çalışır idi. Denetim memurları olarak da Kavas adı verilen görevliler tayin edilirdi, bunlara daha sonra Komiser ünvanı verilmiştir.

Belediye örgütlenmesinde ikinci aşama yabancıların yoğun olarak yaşadığı Beyoğlu ve Galata semtlerini içine alan Pera Belediyesinin kurulmasıdır.

1869 yılında yayınlanan Dersaadet Belediye Nizamnamesi ile Pera Belediyesine benzer 13 semt belediyesi kurulmuştur. 1877’de hazırlanan Dersaadet Belediye Yasası ile semt belediyeleri sayısı 14’den 20’ye çıkarılmıştır. Bu yolla, birisi bugünkü Anakent Belediyesinin statüsüne benzer bir konumda olan İstanbul Şehremaneti ile 20’si şimdiki Ilçe belediyelerine benzeyen “Daire-i Belediyeler” olmak üzere 21 adet belediye örgütü kurulmuştur.

Cumhuriyet döneminin ilk belediyesi olan Ankara Belediyesi, 16 Şubat 1924 yılında 417 sayılı yasa ile kurulmuştur.

Bu yasa, Ankara’da İçişleri Bakanlığınca atanacak bir Şehremini başkanlığında 24 üyeli bir Belediye Genel Meclisi kurulmasını, bu meclis tarafından bir bütçe yapılmasını ve içişleri yürütmek üzere aylıkları bütçeden ödenen memurlar atanmasını öngörmektedir. Bu uygulama 6 yıl sürmüş ve 3 Nisan 1930 tarihinde 1580 sayılı Belediye Kanunu ile yeni bir yapılanmaya kavuşmuştur.

1580 sayılı Belediye Kanunu
Vesayetçi Devlet anlayışı ile Fransız Belediye Yasasından kaynak olarak yararlanılan 1580 sayılı yasa, yeni belediye kurulmasında uyulacak esasları ve koşulları yeniden düzenlemiştir.

Tüm belediyeler için belde halkının oylarıyla seçilebilecek bir belediye meclisini, bir kısım belediye meclis üyesi ve belediyece atanmış bazı daire müdürlerinin katılması ile oluşacak belediye encümenini ve belediye başkanı olmak üzere, belediyeler için üçlü bir karar organını öngörmüştür.

Belediye Meclisi üyeleri 18 yaşını doldurmuş olan belde sakinlerinin oyları ile seçilmekte ve belediye meclisleri de belediye başkanlarını kendi içlerinden ya da dışarıdan seçebilmekteydiler.
19 Temmuz 1963 tarihli 307 sayılı yasa ile belediye başkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi uygun görülmüştür.

Daha sonra 1982 Anayasasının büyük yerleşim yerleri için yasa ile özel yönetim birimlerinin kurulabileceği hükmüne dayanılarak, 1984 yılında, önce 195 sayılı kanun hükmünde kararname ile daha sonra 3030 sayılı yasa ile İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere sekiz ilde Büyükşehir Belediyeleri kurulmuştur. Bu kentlerde daha önceleri var olan belediye şubeleri yeni örgütlenme ile ilçe belediyelerine dönüştürülmüştür.

Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan 1945 yılına kadar geçen sürede belediyeleşme oldukça yavaş gelişmiş, daha sonra hızlı bir artış göstermiştir. 1945 yılına kadar yılda ortalama 7 belediye kurulmuş iken, 1946-1960 arası dönemde yılda ortalama 27, 1961-1980 arası yılda ortalama 46, 1981’den günümüze ise yılda ortalama 59 yeni belediye kurulmuştur. Özellikle 1950’den sonra askeri dönemler dışındaki her hükümet belediyeleşme eğilimini teşvik etmiş ve çeşitli dönemlerde belediye nüfusunun artış hızı genel nüfus artışının iki katına ulaşmıştır.

Bu gelişmenin temelindeki neden, belediye olmanın sağlayacağı imkanları, bazı özelliklere sahip kırsal kesime tanıyarak, o beldenin kalkınmasına katkı sağlamak ve kırdan kente göçü önlemek olduğu söylenebilir.

Aslında, hizmetlerin talebe yakınlığı, uygun ölçekte planlama ve hizmet sunumu zorunluluğu, yerel demokrasinin geliştirilmesi gibi ilke ve ölçütler dikkate alındığında, merkezi yönetiminin bir kısım görevlerini yerel yönetimle paylaşması gerekli görünmektedir.

Belediyeler birer yerel yönetim birimi olarak, öncelikle kamu hizmeti sunan birimlerdir. Bu nedenle de sağlık hizmetleri yönünden önemli işlevleri olmak durumundadır.

1580 sayılı Belediye Kanunu’nda görev ve vazifeler 15. maddede sıralanmış olup bunların yaklaşık üçte biri toplum sağlığı ile ilgilidir.

76 fıkra olarak belirlenen vazifeler içinde sağlıkla ilgili olanlar şunlardır:

1- Umuma açık yerlerin temizliğine, intizamına bakmak,

2- Yenilecek, içilecek, halkın sağlığını ilgilendiren kullanılacak şeylerle, yerlerin kontrolunu yapmak,

3- Halkın yiyip içmesine, yatıp kalkmasına mahsus yerlerin kontrolunu yapmak ve buralara çalışma iznini vermek,

4- Salgın, bulaşıcı insan ve hayvan hastalıklarının önüne geçmek, yayılmasını önlemek,

5- Ölüleri muayene etmek ve defin ruhsatı düzenlemek,

6- Mezbahalar kurmak,

8- Gıda işlerinde çalışanları ile halkla temas edenlerin portör muayenelerini yapmak,

14- Başıboş hayvanları tutmak ve muhafaza etmek,

18- Bırakılmış ve bulunmuş çocukları, delileri, dalanmış ve kudurmuşları sokakta bayılanları, kazaya ve afete uğrayanları korumak,

19- Ruhsatsız çalışan işyerlerini faaliyetten men etmek,

24- Çöpleri toplatmak.

Sağlık ve Reklam

Yrd.Doç. Dr. Nezih VAROL
ÖZET
Son yıllarda özel sağlık kurum ve kuruluşları sayısı hızla artmıştır. Sayısal artış nedeniyle, kendilerini tanıtmak ve kazançlarını artırmak gibi bir problem gündeme gelmektedir. Sağlık mevzuatında tanıtımın sınırları belirlenmiştir. Bu sınırın dışına çıkılması yasanın ihlali anlamına gelir. Sağlık mevzuatındaki tanıtımla ilgili maddeler haksız rekabeti önlemeye çalışan maddeler olup, aynı zamanda sağlık alanını diğer ticari kuruluşlardan ayırmaktadır.

Haksız rekabete ve etik ihlallere neden olan mevzuat dışı reklamlar, Türk Tabipler Birliği ve bağlı Tabip Odalarıyla sağlık müdürlükleri tarafından izlenmekte ve reklamı verenler hakkında gerekli yasal işlem yapılmaktadır. Mayıs 1998-Şubat 2000 tarihleri arasında, İstanbul Tabip Odası tarafından 208 reklam dosyasının işleme konmuş olması olayın ciddiyetini ortaya koymaktadır.

Sağlık alanında çalışanların; ilgili yasaları bilmeleri, sağlıklı bir sağlık ortamı için bu yasalara uymaları ve uymayanların da takipçisi olmayı görev bilmeleri gerekmektedir.
Kamu sektörü sağlık kuruluşlarının; sayısal ve kapasite olarak yetersizliği, hizmetin kalitesinin beklentinin altında olması, gerekli olan desteğin verilmemesi nedeniyle her geçen gün kötüye gitmesi sonucu, son yıllarda özel sağlık kurum ve kuruluşu sayısında hızlı bir artma olmuştur. Bu sayısal artış, kendilerini tanıtmak ve kazançlarını arttırmak gibi sorunları beraberinde getirmiştir. Bunun içinde sağlık mevzuatı ile ters düşen başta tanıtım ihlalleri, asgari ücret ihlalleri ve promasyon olmak üzere hiçte etik olmayan yollara başvurmaktadırlar. Oysa sağlık mevzuatı, sağlık alanını diğer ticari kuruluşlardan ayırmakta, sağlıkta reklama sınırlama getirmekte ve haksız rekabeti önlemeye çalışan maddeler içermektedir.

Sağlık kurum ve kuruluşlarındaki bu artış; reklam sektörü tarafından iyi bir pazar olarak görülürken, sağlık sektörü de reklam sektörünü kendilerinin çıkış noktası olarak görmektedir. Doğal sonuç olarak; TV, gazete, dergi gibi medya kuruluşları ile binalarla sokaklardaki büyük bez afişlerde ve el ilanlarında sağlık kurum ve kuruluşlarının çeşitli şekillerdeki reklamları görülmektedir. Reklamların yarattığı haksız rekabet, yasal sınırlar içinde hareket eden kişi, kurum ve kuruluşları hak etmedikleri şekilde cezalandırmaktadır. Diğer yandan hasta ve hasta yakınlarının, özgür iradeleri ile karar verme hakları ellerinden alınmaktadır (Gülhan., 1999, 2000). Herkes için eşit, ulaşılabilir, sürekli olması gereken sağlık hizmetine ekonomik nedenlerden dolayı ulaşamayan hastalar içinde adalet ilkesi zedelenmektedir.

Haksız rekabet yaratan ve etik ihlallere neden olan mevzuat dışı reklamlar konusunda, TTB ve bağlı tabip odalarıyla sağlık müdürlükleri ve bağlı sağlık gurup başkanlıkları gerekli yasal işlemleri başlatmaktadırlar. Tabip odaları; kişi veya kurumlardan gelen şikayetler, resmi kurumların başvurusu ve kendisinin tespit ettiği reklamları değerlendirmeye alır. Değerlendirme sonucuna göre işlem devam eder. Sağlık müdürlükleri ve bağlı gurup başkanlıkları da, tespit ettikleri mevzuat dışı reklamları yapanlar için savcılığa suç duyurusunda bulunabilecekleri gibi, bölge tabip odasına da bildirimde bulunabilirler.

5.5.1998 ile 28.2.2000 tarihleri arasında İstanbul Tabip Odası Hekimlik Uygulamaları Bürosu tarafından 208 reklam dosyası işleme konmuştur.